SON DAKİKA
web

Bir elmayı ısırırken başlayan tehlike!

Mezin Dedeyi Pazar 31 Mayıs 2026 02:00

Çoğumuz dişimizi fırçalarken lavaboda gördüğümüz birkaç damla kanı önemsemeyiz. "Sert fırçaladım herhalde" deyip geçeriz.

Oysa o küçük kanama, vücudumuzun verdiği ciddi bir alarm olabilir.

Geçtiğimiz günlerde Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alparslan Dilsiz ile diş eti hastalıkları üzerine oldukça dikkat çekici bir sohbet gerçekleştirdim. Açıkçası diş çürüğünün kalp hastalıklarıyla bağlantılı olduğunu biliyordum ama Alzheimer’dan diyabete kadar birçok hastalıkla ilişkilendirildiğini ilk kez bu kadar net duydum.

Prof. Dr. Dilsiz’in özellikle üzerinde durduğu konu, toplumun diş eti kanamasını hafife almasıydı. Bir elmayı ısırırken, diş fırçalarken ya da misvak kullanırken görülen kanamanın, “gingivitis” adı verilen diş eti iltihabının ilk belirtisi olabileceğini söyledi.

Asıl tehlike ise burada başlıyor…

Çünkü diş eti hastalıkları çoğu zaman ağrı yapmadan ilerliyor. İnsan ağrı hissetmeyince sorun olmadığını düşünüyor. Ancak süreç sessiz sedasız ilerlerken diş etleri çekiliyor, çene kemiği eriyor, dişler sallanmaya başlıyor. Sonunda ise “periodontitis” denilen ileri evre hastalık ortaya çıkıyor.

En çarpıcı nokta şu:

Bazen kaybedilen dişlerde tek bir çürük bile olmuyor.

Yani diş sağlam görünüyor ama onu taşıyan yapı çöküyor.

Prof. Dr. Dilsiz’e göre hastalar çoğu zaman durumun ciddiyetini, yüzlerinde şişlik oluştuğunda ya da apse nedeniyle ağrı başladığında fark ediyor. O aşamada ise tedavi hem daha zor hem de daha maliyetli hale geliyor.

Üstelik mesele yalnızca diş kaybı da değil…

Diş eti hastalıklarının; kalp ve damar hastalıklarından diyabete, kronik böbrek rahatsızlıklarından Alzheimer’a kadar birçok hastalıkla bağlantılı olduğu bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş durumda. Hatta erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek riskinin bile ağız sağlığıyla ilişkili olabileceği belirtiliyor.

Ağız içindeki bakteriler ve bunların oluşturduğu enfeksiyon yalnızca ağızda kalmıyor; dolaşım sistemi aracılığıyla tüm vücudu etkileyebiliyor.

Bir başka önemli nokta da yaşam kalitesi…

Çene kemiğinde meydana gelen erimeler nedeniyle implant ve protez tedavileri zorlaşıyor. İnsanlar hem uzun süren operasyonlarla uğraşıyor hem de ciddi ekonomik yük altına giriyor.

Aslında çoğu hastalığın başlangıcında olduğu gibi burada da erken teşhis hayat kurtarıyor.

Prof. Dr. Alparslan Dilsiz’in şu sözünü özellikle not ettim:

“Ağız ve diş sağlığında ağrı olmaması, her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmez.”

Gerçekten de öyle…

Bazen vücudun en önemli uyarıları sessiz geliyor.

Bu yüzden diş eti kanamasını küçümsemeyin. Çünkü birkaç damla kan, yıllar sonra ortaya çıkabilecek çok daha büyük sağlık sorunlarının ilk habercisi olabilir.

++++++++++++++++++

FOTO: Yoshinori Ohsumi

Yoklukta yeniden doğan beden

İnsan bedeni aç kaldığında sadece enerji kaybetmiyor; aslında hayatta kalmak için olağanüstü bir savunma mekanizmasını devreye sokuyor. Bilim dünyasının “otofaji” adını verdiği bu süreç, hücrelerin kendi içindeki hasarlı parçaları temizleyip yeniden kullanması anlamına geliyor. Kulağa bilim kurgu gibi gelse de bu keşif modern tıbbın en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor.

Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi’nin yıllar süren çalışmaları, hücrelerin açlık anında pasifleşmediğini; tam tersine adeta bir geri dönüşüm fabrikasına dönüştüğünü ortaya koydu. Hücre, işe yaramayan proteinleri ve bozulmuş yapıları parçalayarak hem enerji üretiyor hem de kendini temizliyor. Böylece organizma zor koşullarda bile yaşamını sürdürmeyi başarıyor.

Bugün sıkça duyduğumuz “aralıklı oruç”, “detoks” ya da “hücresel yenilenme” gibi kavramların bilimsel temelinde de işte bu mekanizma yatıyor. Çünkü otofaji sadece açlığa karşı bir savunma sistemi değil; aynı zamanda yaşlanmayı yavaşlatan, hücre kalitesini koruyan biyolojik bir bakım süreci olarak görülüyor.

Bilim insanlarının en çok heyecanlandığı nokta ise bu keşfin hastalıklarla ilişkisi oldu. Kanserden Parkinson’a, Alzheimer’dan bağışıklık sistemi bozukluklarına kadar birçok hastalığın temelinde hücre içindeki bozuk yapıların birikmesi bulunuyor. Otofaji mekanizmasının anlaşılması, bu hastalıkların neden ortaya çıktığını çözmede yeni kapılar açtı.

Belki de en çarpıcı gerçek şu: İnsan bedeni bazen bollukta değil, yoklukta kendini onarmayı öğreniyor. Açlık, yalnızca midenin boş kalması değil; hücrelerin derinlerde sessizce yaptığı büyük bir temizlik operasyonu olabilir.

İşte bu nedenle Yoshinori Ohsumi’nin çalışmaları yalnızca bir bilimsel başarı değil, insan yaşamının işleyişine dair ezber bozan bir keşif olarak Nobel Ödülü’ne layık görüldü.

Sağlıkla kalın, haftaya pazar görüşmek üzere…