SON DAKİKA
web

Soframızdaki görünmez tehlike

Mezin Dedeyi Pazar 14 Haziran 2026 02:00

Her gün sofraya oturuyoruz. Çocuklarımızın önüne yemek koyuyor, ailemizle birlikte aynı ekmeği bölüşüyoruz. Çoğumuz için yemek, yalnızca bir ihtiyaç değil; aynı zamanda güven, sağlık ve huzur demek. Ancak Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) yayımladığı son rapor, bu güven duygusunun her zaman karşılık bulmadığını gösteriyor.

DSÖ'nün verilerine göre güvenli olmayan gıdalar, dünyada her yıl yaklaşık 866 milyon hastalık vakasına ve 1,5 milyon ölüme neden oluyor. Üstelik bu tablonun en ağır bedelini çocuklar ödüyor.

Raporda dikkat çeken en önemli noktalardan biri, 5 yaş altındaki çocukların risk altında olması. Küresel nüfusun yalnızca yüzde 9'unu oluşturan bu yaş grubu, gıda kaynaklı hastalıkların neredeyse üçte birini yaşıyor. Başka bir ifadeyle, henüz hayata yeni başlayan milyonlarca çocuk, güvenli olmayan gıdalar nedeniyle ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor.

Aslında mesele sadece bakteri ya da virüs değil. Kurşun, metil cıva ve arsenik gibi kimyasal maddeler de gıdalar yoluyla insan sağlığını tehdit ediyor. Özellikle çocuklarda gelişmekte olan beyin üzerinde kalıcı hasarlar bırakabilen bu maddeler, yaşam boyu sürebilecek nörolojik ve gelişimsel sorunlara yol açabiliyor.

Raporun ortaya koyduğu bir başka çarpıcı gerçek ise ölümlerin büyük bölümünün kimyasal kirleticilerden kaynaklanması. 2021 yılında kontamine gıdalara bağlı ölümlerin yüzde 73'ünün kimyasal tehlikelerle ilişkili olduğu belirtiliyor. Bu durum, gıda güvenliğinin yalnızca hijyen meselesi olmadığını, aynı zamanda çevre ve halk sağlığı politikalarının da merkezinde yer aldığını gösteriyor.

Elbette olumlu gelişmeler de var. DSÖ, 2000 yılından bu yana gıda kaynaklı hastalık yükünde genel bir azalma yaşandığını belirtiyor. Ancak bu iyileşme dünyanın her bölgesine eşit şekilde yansımış değil. Afrika ve Güneydoğu Asya hâlâ en ağır yükü taşıyan bölgeler arasında bulunuyor.

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus'un sözleri de konunun önemini özetliyor: "Gıda güvenliği soyut bir konu değil; her öğünü ve her aileyi etkiliyor."

Gerçekten de mesele tam olarak bu. Gıda güvenliği, laboratuvarlarda konuşulan teknik bir başlık değil; mutfağımızın, çocuklarımızın ve geleceğimizin konusu. Soframıza gelen her lokmanın güvenli olması, yalnızca bireysel bir tercih değil, toplum sağlığının temel şartlarından biri.

Çünkü bazen en büyük tehlikeler gözümüzün önünde değil, tabağımızın içinde saklı olabiliyor.

Kanser tedavisinde yeni bir umut ışığı mı?

Kanserle mücadelede her yeni gelişme, yalnızca bilim dünyasının değil, milyonlarca hastanın ve ailesinin de dikkatini çekiyor. Son olarak Johnson & Johnson’un geliştirdiği yeni bir kanser ilacına ilişkin açıklanan veriler, özellikle tedavi seçenekleri tükenmiş baş ve boyun kanseri hastaları için umut verici bir tablo ortaya koydu.

Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin (ASCO) yıllık toplantısında sunulan Faz Ib/II OrigAMI-4 çalışmasının sonuçları, modern onkolojinin geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Araştırmada değerlendirilen 102 hastanın yaklaşık yarısında tedaviye anlamlı yanıt alınması, bilim insanlarının heyecanını artırmış durumda.

Daha da dikkat çekici olan ise bazı hastalarda tümörlerin tamamen ortadan kalkması. Çalışma kapsamında 15 hastada tümörlerin tamamen kaybolduğu, 28 hastada ise belirgin ölçüde küçüldüğü bildirildi. Genel yanıt oranının yüzde 47 seviyesine ulaşması, özellikle standart tedavilerin artık etkili olmadığı ileri evre hastalar açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İlacın deri altına enjeksiyon yoluyla uygulanabilmesi de tedavi sürecini kolaylaştırabilecek bir özellik olarak öne çıkıyor. Ortalama yaşam süresinin 12,5 aya, hastalığın ilerlemeden kontrol altında tutulduğu sürenin ise 6,8 aya ulaşması, mevcut seçeneklerle karşılaştırıldığında dikkat çekici sonuçlar arasında yer alıyor.

Elbette bu aşamada temkinli olmak gerekiyor. Klinik araştırmaların erken ve orta faz sonuçları her zaman nihai başarı anlamına gelmiyor. Daha geniş hasta gruplarında yapılacak Faz III çalışmaları, ilacın etkinliği ve güvenliği konusunda daha net bir tablo ortaya koyacak.

Bir çocuğu iyileştiren sadece ilaçlar değil…

Çocukluk çağı kanseri denildiğinde akla ilk olarak tedavi yöntemleri, ilaçlar ve hastaneler geliyor. Oysa bu zorlu yolculukta çocuğun ve ailesinin en büyük ihtiyaçlarından biri de psikososyal destek.

Kanserli Çocuklara Umut Vakfı'nın (KAÇUV) düzenlediği II. Ulusal Pediatrik Kanser Psikolojisi ve KAÇUV Çalışmaları Eğitimi, tam da bu noktaya dikkat çekiyor. Türkiye'nin farklı illerinden gelen pediatrik hematoloji ve onkoloji hemşireleri, çocukların yalnızca fiziksel değil, duygusal ihtiyaçlarına da nasıl daha güçlü destek olunabileceğini konuştu.

Çünkü bir çocuğun tedavi sürecinde yalnızca doktorlar ve ilaçlar değil; yanında duran ailesi, onu dinleyen hemşiresi ve ona umut veren destek sistemi de büyük önem taşıyor. Çocuğun iyilik hali, çevresindeki insanların da güçlü olmasıyla mümkün oluyor.

Sağlık hizmetlerinde bazen en değerli tedavi, bir çocuğun kendini yalnız hissetmemesini sağlamaktır.

Sağlıkla kalın, haftaya pazar görüşmek üzere…