Yapay zekanın insanlığa verdiği ilk ders
Yapay zekâ bugüne kadar birçok yönüyle ele alındı. Zirvelerde, televizyon programlarında, okullarda, ikili sohbetlerde…
Konuşulmaya da devam edecek. Hangi açıdan bakarsak bakalım, bundan sonra yapay zekâsız bir hayat mümkün görünmüyor. Bu, icat edilip bir süre sonra zamanın ve yeni buluşların karşısında eskiyecek, kullanım alanı daralacak bir teknoloji değil. Böyle buluşlar için genellikle "yıkıcı güç" ifadesi kullanılır. Bence yapay zekâ bunun da ötesinde. Bir çağı açıp bir çağı kapatan gelişmelerden biri.
Ben de herkes gibi yapay zekâyı bazı çalışmalarımda kullanıyorum. Kullanmayı öğrenene kadar sinir krizleri geçirmedim desem yalan olur. Bir şey soruyorum, o başka bir şeye cevap veriyor. "Aslında bunu sormuştum." diyorum, bu sefer ikinci söylediğime odaklanıyor. Bambaşka bir cevap geliyor. En çok da görsel üretirken yaşadım bunu. Yazıyorum istediğimi ama her ayrıntıyı vermem gerektiğini bilmeden… İstediğim gibi gelmiyor. "Şurasını düzelt." diyorum. Ohoooo… Bu sefer bambaşka bir şey çıkıyor karşıma.
Sanırım bunu yaşayan tek kişi ben değilim.
Sonra fark ettim ki ne istediğimi tam olarak anlatmıyormuşum. İstediğim sonucu alabilmek için bütün ayrıntıları vermem, zihnimdeki resmi eksiksiz tarif etmem gerekiyormuş.
Acaba bunu ben kendi kendime mi öğrendim, yoksa yapay zekâ mı beni eğitti?
"Eğitti" diyorum çünkü bu, bir makineyi kullanmayı öğrenmek gibi değil.
Araba kullanmayı bilmediğinizi düşünün. Siz kullanmayı bilmiyorsunuz diye araba öylece duran bir demir yığını değildir. Kontağı çevirir, vitesi takar, kurallara uygun hareket ederseniz sizi gitmek istediğiniz yere götürür. Fakat arabadan indiğiniz anda öğrendiğiniz o davranış biçimleri günlük hayatınıza pek sirayet etmez.
Yapay zekâ konusu pek öyle değil.
Ondan istediğimiz bilgiyi, görseli ya da veriyi alabilmek için zihnimizdekini bütün ayrıntılarıyla ifade etmek zorundayız. Bazen bir paragraf, bazen neredeyse küçük bir makale yazıyoruz. Bir süre sonra fark ettim ki bu alışkanlık yalnızca bilgisayarın başında kalmıyor.
Günlük hayatıma da taşınmaya başladı.
İnsanlarla konuşurken ne istediğimi daha net anlatmaya çabalıyorum. Karşımdakinin zihninde soru işareti bırakacak boşluklar oluşturmamaya çalışıyorum. Bir kere anlatıyorum ve konu çoğu zaman çözülüyor. Yanlış anlaşılmalardan kaynaklanan uzayan diyaloglar, kırgınlıklar, gereksiz tartışmalar hayatımdan yavaş yavaş çıkmaya başladı.
Aslında bu potansiyel hep vardı elbette ama hani hep elinizin altında olan bir şeyi nasılsa elimin altında diye kullanmayız ya öyle durumun farkına vardım. Ne yalan söyleyeyim bunu bana gösteren yapay zekâ oldu.
Bazılarınız "Sen bunu yeni öğrenmişsin." ya da "Net olmak zaten iyidir." diyebilir. Buna itiraz etmem. Fakat şunu da biliyorum ki bunu söyleyenlerimizin bile çoğu anlatmak istediğinin bir kısmını kelimeler anlatırken, kalan kısmını ses tonuna, mimiklerine ya da karşı tarafın iyi niyetine emanet ediyor. Yakın geçmişte yazılı mesajlaşma hayatımıza girdiğinde eksik kalan duyguları tamamlamak için emojileri icat ettiğimizi hatırlatmak isterim.
Bence yapay zekâ bunun da ötesinde bir sosyal etki oluşturuyor.
"Bu kadar ayrıntılı konuşunca ruh kayboluyor." diye düşünebilirsiniz. Ben burada sizden biraz ayrılıyorum. Bence tam tersi ruh kaybolmuyor, aksine detayları vermek daha ince daha bir nezaket ortamını getiriyor. Çünkü belirsizlik azalıyor.
Yapay zekâ sanki hayatımdaki düzensiz kelime gardırobunu düzenledi. İnsan böyle şeyleri fark edince ister istemez düşünmeye başlıyor. Acaba bu kelebek etkisi nerelere kadar uzanacak?
Sadece bireyleri mi değiştirecek, yoksa kurumları da dönüştürecek mi?
Ticareti, siyaseti, reklamı, pazarlamayı, hatta insanların birbirini dinleme biçimini...
Geçtiğimiz günlerde herkesin tanıdığı önemli bir iş insanının sosyal medyada yaptığı bir konuşmaya denk geldim. Şöyle diyordu:
"Keşke biri gerçekten derdimizi dinlese. Her şey sıkışmış durumda. Biz iş insanları olarak sesimizin duyulması için çabalıyoruz ama sanırım bu, bizi dinlemesini istediğimiz kulaklarda sadece bir sızlanma gibi karşılık buluyor."
İşte tam da anlatmak istediğim bu. Bir mesajın karşı tarafa doğru ulaşabilmesi için iki şeye ihtiyaç var.
Birincisi; anlatan kişi ne istediğini gerçekten bilecek ve bunu açık, net ve eksiksiz anlatacak.
İkincisi ise dinleyen kişi gerçekten dinleyecek. Aynı bir prompt yazarken olduğu gibi... Önce zihnini boşaltacak. Ön yargılarını susturacak. Belki müziği kapatacak. Belki "Arkadaşlar, bir dakika sessizlik." diyecek. Gerçekten anlamak için dinleyecek.
Ben kendi alanımdan bakıyorum. Dış ticarette sorunlarımız aslında aşılmaz dağlar gibi büyük değil. Doğru anlatım ve doğru dinleme ile çözülebilecek konular.
Kim bilir...
Belki de yapay zekânın hayatımıza yaptığı en büyük katkı daha hızlı yazması ya da daha doğru hesap yapmasından çok anlatmayı ve dinlemeyi alışkanlıklarımızı değiştirmesi olur.