17 Ağustos'tan 6 Şubat'a! Ders aldık mı?
17 Ağustos 1999 Pazartesi günü Marmara'da meydana gelen büyük depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti. Aradan 27 yıl geçti. O büyük felaketin acı izleri hâlâ hafızalarımızda, kalplerimizin en derin yerinde.
Yaşadığımız o büyük felaket bize acı bir gerçeği fısıldamıştı; Deprem değil, tedbirsizlik ve dayanıksız binalar öldürür.
Aradan yıllar geçti. Ancak 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremler, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yeniden ve çok ağır bir şekilde yüzleşmesine neden oldu. 62 bin 13 vatandaşımızı kaybettik.
Peki bizler bu acı tecrübelerden ne kadar ders aldık? Şehirlerimizi ne kadar güvenli hale getirdik?
Gelin, somut rakamlarla hafızamızı tazeleyelim.
Resmi verilere göre Türkiye genelindeki yapı stokunun yaklaşık yüzde 40’ı, yani kabaca 6 ila 7 milyon konut, afet riski taşıyor ve yenilenmesi ya da güçlendirilmesi gerekiyor.
Rakamlar ürkütücü. Ancak madalyonun diğer tarafında da önemli bir dönüşüm çabası var.
2012 yılından bu yana yürütülen kentsel dönüşüm seferberliği kapsamında ülke genelinde 2 milyon 761 bin bağımsız bölüm dönüşüm kapsamına alındı. Bunların 2 milyon 378 bininin dönüşümü tamamlandı. 383 bin konut ve iş yerinde ise dönüşüm çalışmaları devam ediyor.
Bu rakamlar küçümsenecek rakamlar değil. Fakat milyonlarca riskli yapının hâlâ dönüşüm beklediği gerçeğini de değiştirmiyor.
Bu mücadelenin en kritik cephesi ise hiç şüphesiz İstanbul.
Deprem riskinin gölgesinde yaşayan megakent, Türkiye’deki kentsel dönüşüm çalışmalarının önemli bir bölümünü taşıyor. İstanbul’da bugüne kadar 1 milyon 298 bin bağımsız bölüm kentsel dönüşüm kapsamına alındı. Bunların 1 milyon 7 bini yenilenerek hak sahiplerine teslim edildi. Geriye kalan 291 bin bağımsız bölümde ise dönüşüm süreci devam ediyor.
Devletin “Yarısı Bizden” gibi mali destek ve hibe programlarıyla katkı sunduğu bu süreç, yalnızca bir inşaat faaliyeti olarak görülmemeli.
Bu, doğrudan hayatta kalma mücadelesidir.
Çünkü kentsel dönüşüm yalnızca eski bir binanın yıkılıp yerine yeni bir bina yapılması değildir. Kentsel dönüşüm; bir ailenin geleceğini, çocukların güvenliğini, bir mahallenin yaşamını ve bir şehrin yarınını yeniden inşa etmektir.
17 Ağustos’un yıl dönümünde elbette kaybettiklerimizi anacağız. Acımızı yeniden hatırlayacağız.
Ama yalnızca anmak yetmez.
Asıl sorumluluğumuz, aynı acıların yeniden yaşanmaması için bugün ne yaptığımızla ilgili.
Riskli olduğunu bildiğimiz bir binanın dönüşümünü yıllarca ertelemek, alınabilecek bir önlemi yarına bırakmak, deprem gerçeğini yalnızca 17 Ağustos ve 6 Şubat tarihlerinde hatırlamak bize ağır bir bedel ödetecek kadar büyük bir ihmaldir.
Depremi durduramayız.
Fay hatlarını değiştiremeyiz.
Ama riskli binaları değiştirebiliriz.
Şehirlerimizi daha dirençli hale getirebilir, yapı stokumuzu yenileyebilir, çocuklarımıza daha güvenli kentler bırakabiliriz.
17 Ağustos’un üzerinden 27 yıl geçti. 6 Şubat’ın üzerinden de 3 yılı aşkın bir süre…
Şimdi artık yalnızca “Deprem geliyor mu?” diye sormanın değil, “Biz depreme hazır mıyız?” diye sormanın zamanı.
Çünkü geçmişin acı hatıralarını geleceğin güvenli şehirlerine dönüştürmek hâlâ bizim elimizde.
Ve unutmayalım:
Deprem kader değildir. Tedbirsizlik kader değildir. Güvenli şehirler ise bir tercih değil, zorunluluktur.