Asıl sorun kaynak eksikliği değil
Bugün kiminle konuşsak piyasanın bugüne dek hiç görülmediği kadar kötü olduğunu söylüyor.
Sanayici destek bulamadığından, tüccar tahsilat yapamadığından, inşaat sektörü yeni projelere finansal kaynak bulamadığından, küçük esnaf işlerin durduğundan sızlanıyor.
Hiç şüphesiz bu sızlanmaların büyük bir bölümünde haklılık payı var. Maliyetler çok yüksek. Finansmana erişim oldukça zor. Tahsilat çok büyük bir dert. Kısacası hiç kimse önünü göremiyor. Her şey belirsiz.
Fakat benim aklıma takılan bir yer var. Biraz iğne çuvaldızı meselesi aslında benim meselem. Bir içgörü arıyorum kendi adıma. Soru şu; ‘gerçekten tek sorun ekonomik kaynak yokluğu mu?’ Piyasaya büyük adetlerde ürün arz eden şirketlere, turizm sektörüne, inşaat sektörüne, küçük esnafa bakıyorum herkes her yıl, her ay, her hafta, her gün herkes para arıyor!!
Bir iş gelişmiyorsa, bu gelişime bağlı olarak büyümüyorsa bu kadar kaynak ihtiyacı neden?
Kolay olan mı? Doğru olan mı?
Bir soru sorduğunuzda aslında bir kapıyı açmış oluyorsunuz. İlk soruyu sorduktan sonra ikinci soru hemen geliyor.
İşler iyi giderken, yapmamız gereken doğruları yaptık mı?
Yoksa işler iyi giderken kolay olan yolları mı tercih ettik?
Mesela işler iyi giderken elde ettiğimiz kazançlarımızı arsaya, eve, arabaya yatırmak yerine işimizi geliştirmek için harcadık mı?
Dünyadaki gelişmeleri okuyup analiz edebilmek için gerekli düzenli çalışmayı yaptık mı?
Gelecek projeksiyonlarımızı oluşturduk mu?
Yeni şeyler bulabilmek için kendimize yeterince vakit ayırdık mı? Hiç hayal kurduk mu?
Evden çıkmadan alışveriş yapabilmek, bankaya gitmeden cebimizdeki bir cihazla işlem yapabilmek, elektrikli otomobiller, bir şirketin uzaya turistik gezi düzenlemesi bunların hepsi bir zamanlar hayaldi! Artık gerçek.
Örneğin, karanlıkta çalışan fabrika fikrini neden ilk biz kurmadık?
Dünyanın bir yerlerinde 3D yazıcılarla yapılan evler satışa sunulurken, biz neden benzersiz bir inşaat anlayışını dünyaya hediye etmedik?
Bence bizim bu durumda olmamızın en önemli sebebi, ekonomik kaynak peşinde koşarken fikri kaynakları gözden kaçırıyor olmamız. Fikri kaynak fikir halindeyken yeterince değer vermiyor oluşumuz. Çünkü düşünmeye zamanımız yok. Çünkü hayal kuramıyoruz. Hayal kuramıyoruz, çünkü para aramakla meşgulüz, vaktimiz yok. Hayal kuramıyoruz, çünkü paramız yok. Hayal kuramıyoruz çünkü halimiz yok. Biz kolay ve garantili işleri seviyoruz.
Bu zaviyeden konuyu değerlendirdiğimde gerçekten en büyük sorunun ekonomik kaynak sorunu olduğuna inanamıyorum. Bizde ‘para harcamak içindir’ anlayışı yaygın. Parayı gelişim aracı olarak gören çok az kişi tanıdım hayatımda. Parayı kazandıysak artık gelişmeye gerek yok diye düşünüyoruz. Çünkü tek hedefimiz bu. Parayı bulmak. Nihai final noktası olarak görüyoruz bunu.
Hayal etmek gelişmenin ilk evresidir. Üstelik hayal etmek hava gibi su gibi bedavadır. Hayal edemiyorsak bile hayal edenlere müsaade etmemiz gerektiğini düşünüyorum. En çok da çocuklarımıza. Çocukları hayal etmekten vazgeçmiş bir toplumun gelecekte refaha kavuşmasının mümkün olacağını düşünmüyorum.
Unutmayalım, işgal altında, yokluk içinde bir milletin ayağa kalkması bir zamanlar büyük bir hayaldi. Gerçek oldu.
