SON DAKİKA

Enerji, 2. savunma sanayi olabilir mi?

Ertuğrul Türkoğlu Cuma 24 Temmuz 2026 02:00

Geçen ay Azerbaycan ile Türkmenistan, Hazar'ın ortasında yer alan Dostluk enerji sahasının, denizin dibine döşenecek doğalgaz nakil hattıyla Azerbaycan'ı Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştıran TAP ve TANAP nakil hatlarına bağlanması konusunda anlaştılar.

. Eş zamanlı olarak TANAP ve TAP’ın kapasitesi artırılacak. 

İki Türk devleti, AB’yi ve uluslararası enerji devlerini beklemekten vaz geçerek göbeklerini kendileri kestiler. Bu anlaşma yıllardır önerdiğimiz Hazar geçişli nakil hattının ilk adımı olarak kabul edilebilir. Bir sonraki aşamada Hazar’ın doğu yakası, Dostluk sahasına çekilen hatta bağlanabilir.

Aliyev pazartesi ve salı günleri Almanya’daydı. Şansölye ile Dostluk enerji sahasından sevk edilecek doğalgazın satış anlaşmasını imzaladı. Böylece Almanya, Azerbaycan’ın gaz vereceği onuncu AB devleti oldu. 

Enerji konusunda bir diğer önemli anlaşma Washington’da yapıldı. Bu anlaşmaya göre Basra petrolü, Banyas ve Ceyhan limanlarından Akdeniz’e akıtılacak. İnşa edilecek iki milyon varil/gün kapasiteli dev nakil hattı bir noktada birer milyon kapasiteli iki hatta bölünerek bahse konu limanlara ulaşacak.

Amerikalıların inşa edeceği nakil hattıyla, Basra petrolünün yanında Kerkük ve Doğu Suriye petrollerinin de taşınması planlanıyor. Zira ABD’li enerji konsorsiyumu, Suriye ve Basra petrollerinin işletim haklarını ve BP’nin Kerkük’teki enerji sahalarını satın aldı. 

Bu proje çok kısa sürede hayata geçirilebilir. Çünkü Irak’ın enerji ihracatından elde ettiği gelirler FED’e yatırılıyor. Bu hesapta biriken tutarlar, nereye harcanacağı belirlenerek yani tahsisat usulüyle, Irak’a havale ediliyor. Son onayı Amerikan hazinesi veriyor.

İsrail bu projenin hayata geçmemesi için elinden geleni yapacaktır. Zira bu proje, Tel Aviv’in Körfez’in petrol ve gazını Hayfa’dan Akdeniz’e akıtarak, İsrail’i enerji terminali yapma stratejisinin bitmesi anlamına geliyor. ABD’nin, İsrail’in petrol ve gazı Hayfa’dan Akdeniz’e ulaştırma önerisini dikkate almadığı gibi, projeye Türkiye’yi dahil etmesi, Tel Aviv’e mesaj niteliğinde. 

PYD, Halkbank ve Kaan motorlarının verilmesi kararlarından sonra F-35’lerimizin gönderildiğine ve projeye geri dönüşümüzün sağlandığına da şahit olacağız. Bu hamleler Türkiye’yi güçlendiriyor, İsrail’i zayıflatıyor.  Türkiye’den çok İsrail’de haber olan bu gelişme, matem havası oluşturdu. Netanyahu’nun oyları hızla eriyor. ABD’nin hedefi, ekimde yapılacak seçimde iktidar değiştikten sonra, Türkiye ve İsrail’i uzlaştırmak olacak.

Bağdat’la Kerkük-Ceyhan nakil hattının tam kapasite çalışmasında mutabık kalınması ve Basra petrolünün Akdeniz’e ulaşacağı iki limandan birinin Ceyhan olması, ülkemizi enerji terminali olma hedefine yaklaştırıyor. Ama bizi Avrupa ve Körfez’de söz sahibi yapacak olan proje, Türkiye üzerinden Körfezi Avrupa’ya bağlayacak olan petrol ve gaz nakil hatları. Kendi haline bırakırsak bu proje gerçekleşmez. Bu nedenle inisiyatif almalıyız.

Geçmişte bakanlık yapmış enerji konusunda bilgili bir devlet adamımız, cumhurbaşkanımızın özel temsilcisi olarak görevlendirilmeli. Avrupa ve Körfez ülkelerinde görüşmelerde bulunarak projeyi somutlaştırmalı. Avrupa ülkelerinin petrol ve gaza ihtiyaçları var. Körfez ülkeleri Hürmüz’e bağımlı olmaktan kurtulmak istiyorlar. Öyleyse bu proje taraflara cazip gelecektir. 

Üretici ülkelerle tüketici memleketler arasında olduğumuzdan, topraklarımızdan milyonlarca ton petrol, milyarlarca metreküp gaz geçmesi ve bu akıştan kar etmemiz normal ama yeterli değil. Yapacağımız rafineri, gübre ve LNG yatırımlarıyla katma değer üretmeliyiz. Böylece enerji ve gıda sektörlerinde daha etkili oluruz.

Enerji alanındaki bir diğer gelişme, sürekli gündeme getirdiğimiz modüler nükleer reaktörlerle nükleer santrallerin teşvik kapsamına alınması oldu. Bu hamleyi tam zamanında yapıyoruz. Akkuyu kısa sürede biter. Çin ve Kore ile yapmayı planladığımız Trakya ve Sinop santrallerinin inşaatı en kısa sürede başlar. Bir türlü hareketlendiremediğimiz modüler nükleer reaktörler yaygınlaşmaya başlar. Kore, Amerika ve Kanada sektöre yatırım yapacağından, tekelleşme olmaz. Bilakis rekabet yoğun olur. Müşteri yani ahali kazanır. 

Doğalgaz ihtiyacımızın %85’ini ithal ediyoruz. Nükleer enerjide ne kadar yol alırsak gaz ithalatımız o kadar azalır. Cari açığımız düşer. Ekonomi hızlanır.

Türkiye son on yılda yaptığı atakla savunma sanayinde iddialı ülkelerden birine dönüştü. Savunma sanayi en önemli sektördür. Olmazsa olmazdır. Ama sadece savunma sanayinde güçlü olmak Türkiye’yi büyük devlet yapmaz. Unutmayalım ki SSCB yıkıldığında ve Osmanlı Viyana mağlubiyetinden sonra süper güç pozisyonunu kaybettiğinde, silah teknolojisinde liderdi. 

Savunma sanayinde yakaladığımız başarıyı sürdürmek zorunda olduğumuz gibi diğer sektörlerde de tekrarlamalıyız. Sürdürmekten kastım, teknolojinin hızlı değişmesi. Dün Batı birçok sektörde öncüydü. Bugün Çin önde. 

Diğer sektörlerden sonuç almaya en yakın olduklarımızın başında enerji geliyor. Karadeniz’de, Somali’de, Libya’da, Pakistan’da ve güneydoğu bölgemizde petrol ve gaz çıkarma çalışmaları son sürat devam ediyor. Çok sayıda nakil hattı projesi geliştiriliyor. Yaşanan olaylar Türkiye’nin önünü açıyor. 

Enerjide tüketimimiz artmasına rağmen, yurtdışına bağımlılığımız her geçen yıl azalacak. Doğu Akdeniz’deki sorun anlaşmayla çözülebilirse, on yıl sonra ithalatı sıfırlayabiliriz bile.