SON DAKİKA
web

Dünya nerede kırılabilir?

Mehmet Babar Cuma 05 Haziran 2026 02:00

Tarihte bazı coğrafyalar vardır ki, onları anlamadan dünyayı anlamak mümkün değildir. Kızıldeniz bunlardan biridir. Hürmüz Boğazı, Karadeniz, Kore Yarımadası ve Tayvan da öyledir. Bugün gazetelerin dış haberler sayfalarında gördüğümüz birçok gerilim, aslında geçmişten devralınan hesaplaşmaların günümüzdeki yansımalarıdır.

Haritaya dikkatle bakıldığında ilginç bir gerçek ortaya çıkar. Roma İmparatorluğu'nun önem verdiği ticaret yolları, Osmanlı Devleti'nin korumaya çalıştığı deniz geçitleri, Britanya İmparatorluğu'nun hâkim olmak istediği stratejik noktalar ile günümüzün kriz merkezleri büyük ölçüde aynıdır. Çünkü devletler değişir, bayraklar değişir, ittifaklar değişir; fakat coğrafyanın belirlediği gerçekler kolay kolay değişmez. Bugün dünyanın en tehlikeli çatışma hatları olarak gösterilen bölgelerin büyük kısmı, aslında uzun bir tarihsel hafızanın ürünüdür. Kızıldeniz'den Tayvan Boğazı'na kadar uzanan bu geniş kuşak yalnızca bölgesel gerilimlerin değil, küresel ticaretin, enerji güvenliğinin ve uluslararası siyasetin de merkezinde yer almaktadır. Bu nedenle günümüzde yaşanan gelişmeleri anlamak için yalnızca bugüne değil, tarihin derinliklerine de bakmak gerekir.

İlk durak Kızıldeniz'dir

Türk kamuoyu çoğu zaman Kızıldeniz'i yalnızca güncel çatışmaların yaşandığı uzak bir coğrafya olarak görür. Oysa bu deniz, insanlık tarihinin en önemli ticaret yollarından biridir. Eski Mısır'dan Roma'ya, Memlüklerden Osmanlı Devleti'ne kadar birçok güç bu hattın önemini çok iyi biliyordu.

Osmanlı Devleti'nin XVI. yüzyılda Hint Okyanusu'na yönelmesi tesadüf değildir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Aden, Yemen ve Süveyş çevresinde yürütülen faaliyetler, Portekiz'in bölgedeki nüfuzunu sınırlandırmaya yönelikti. Çünkü o dönemde baharat ticaretini kontrol eden devletler, dünya ekonomisinin önemli bir kısmını da kontrol ediyordu. Daha sonra Britanya İmparatorluğu aynı gerçeği fark etti. Hindistan'a ulaşan deniz yolunun güvenliği Londra için hayati önem taşıyordu. Süveyş Kanalı'nın açılmasıyla birlikte Kızıldeniz'in değeri daha da arttı. Bugün yaşanan gelişmeler incelendiğinde, yüzyıllar önceki stratejik hesapların farklı biçimlerde devam ettiği görülmektedir.

İkinci büyük kırılma noktası Hürmüz Boğazı'dır

Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü bugün bu dar geçitten yapılmaktadır. Ancak Hürmüz'ün önemi petrol çağından çok daha eskidir. Basra Körfezi, Abbasiler döneminde İslam dünyasının en canlı ticaret merkezlerinden biriydi. Hint Okyanusu'ndan gelen mallar Basra üzerinden Ortadoğu'ya ve Akdeniz'e ulaşıyordu. Portekizliler, İngilizler ve bölgesel güçler yüzyıllar boyunca bu bölge üzerinde hâkimiyet kurmaya çalıştı. Bugün tankerlerin geçtiği sulardan geçmişte baharat, ipek ve değerli mallar taşınıyordu. Coğrafya aynı coğrafyadır; yalnızca taşınan yük değişmiştir.

Üçüncü çatışma hattı Karadeniz ve Ukrayna sahasıdır

Bu bölgedeki mücadeleyi yalnızca son yılların savaşı olarak değerlendirmek tarihî gerçeklerle bağdaşmaz. Kiev Knezliği'nden Çarlık Rusyası'na, Sovyetler Birliği'nden günümüze kadar uzanan uzun bir geçmiş söz konusudur.

Rusya'nın sıcak denizlere ulaşma hedefi dış politikasının en kalıcı unsurlarından biri olmuştur. Büyük Petro döneminden itibaren Karadeniz'e açılma arzusu devlet politikasına dönüşmüştür. Osmanlı-Rus savaşlarının önemli bir bölümü de bu nedenle yaşanmıştır. Bugün Ukrayna cephesinde yaşananlar, yalnızca iki devlet arasındaki anlaşmazlık değildir. Aynı zamanda Karadeniz'in kontrolü, Avrupa güvenliği ve Doğu Avrupa'nın geleceği üzerine devam eden uzun tarihî mücadelenin yeni bir aşamasıdır.

Dördüncü tehlikeli bölge Kore Yarımadası'dır

1953 yılında silahlar sustu ancak kalıcı bir barış anlaşması yapılmadı. Bu nedenle Kore meselesi teknik olarak hâlâ sona ermiş değildir. Fakat Kore'nin önemi yalnızca Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki gerilimden kaynaklanmaz. Bu yarımada tarih boyunca Çin, Japonya ve Rusya'nın nüfuz mücadelelerinin kesiştiği bir alan olmuştur. XIX. yüzyılda Japonya'nın yükselişiyle başlayan süreç, II. Dünya Savaşı ve ardından Soğuk Savaş ile farklı bir boyut kazanmıştır. Bugün bölgede bulunan askerî güçler ve nükleer kapasite, yalnızca Kore'nin değil tüm Pasifik'in güvenlik dengelerini etkilemektedir.

Ve nihayet Tayvan Boğazı...

Bugün dünyanın en hassas çatışma alanlarından biri hâline gelen Tayvan, yalnızca Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki rekabetin merkezi değildir. Aynı zamanda Çin tarihinin en karmaşık meselelerinden biridir. Tayvan uzun yıllar boyunca Çin imparatorluklarının etkisi altında kaldı. Daha sonra Japon yönetimine geçti. II. Dünya Savaşı'nın ardından yeniden Çin siyasetinin merkezine yerleşti. 1949 yılında Çin İç Savaşı'nın ardından ortaya çıkan tablo ise günümüzdeki gerilimin temelini oluşturdu. Ancak Tayvan'ın önemi yalnızca tarihî değildir. Dünya ekonomisinin ihtiyaç duyduğu gelişmiş yarı iletkenlerin önemli bir bölümü burada üretilmektedir. Akıllı telefonlardan veri merkezlerine, otomobillerden savunma sanayisine kadar birçok sektör Tayvan'daki üretime bağımlıdır. Bugün Pasifik'teki güvenlik ve ekonomik dengeler açısından Tayvan önemli bir konumda bulunmaktadır.

Bu nedenle Tayvan'da yaşanacak bir kriz yalnızca Asya'yı değil, Avrupa'yı, Amerika'yı ve küresel üretim zincirlerini de doğrudan etkileyebilir. Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki stratejik rekabetin en hassas noktalarından biri de bu bölgedir.

Tarih bize gösteriyor ki, büyük krizler ve savaşlar çoğu zaman ani kararların değil, uzun süre biriken gerilimlerin sonucudur.1914 yılında Avrupa'nın en eğitimli çevreleri bile yaklaşan felaketin gerçek boyutlarını tam olarak öngörememişti. Birkaç ay sürmesi beklenen savaş, milyonlarca insanın hayatına mal oldu ve dünya tarihinin yönünü değiştirdi. Bugün dünya ticaretinin önemli kısmı Kızıldeniz'den geçiyor. Enerji akışının kritik bölümü Hürmüz Boğazı'na bağlı bulunuyor. Avrupa'nın güvenlik dengeleri Karadeniz çevresinde şekilleniyor. Pasifik'in geleceği ise Kore Yarımadası ve Tayvan Boğazı'ndaki gelişmelerden etkileniyor. Bu nedenle Kızıldeniz'den Tayvan'a kadar uzanan bu geniş kuşağı dikkatle takip etmek gerekir. Çünkü büyük güçlerin rekabeti yalnızca bugünün meselesi değildir. Yüzyıllardır devam eden tarihî süreçlerin günümüzdeki yansımasıdır. Dünyanın geleceğini anlamak isteyenler için bazen en önemli haber, günlük manşetlerde değil, tarihin derin hafızasında saklıdır.


Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /home/analizga/public_html/modules/yazarlar/theme/turkbilisim-v5/main.php on line 219