Körfez devletleri ne kazandı ne kaybetti?
Bakış açısına göre ''Bu savaştan en karlı Körfez devletleri çıktı'' da denilebilir ''En büyük zararı Körfez devletleri gördü'' de. Körfez devletleri karlı çıktılar çünkü gerçeklerinin bilincine vardılar.
ABD üslerinde konuşlanan on binlerce Amerikalı askerin güvenliklerini sağladıklarını sanıyorlardı. Körfez, dünyanın en emniyetli bölgelerinin başında geliyordu. Amerikalıların kendilerinin ve üslerinin bile güvenliğini sağlayamadığını gördüler.
Her sene Amerika’ya silah ve mühimmat için yüz milyar doların üzerinde ödeme yapıyorlardı. Savunma sistemleri ucuz İran füzeleri karşısında çaresiz kaldı. Mühimmat stokları kısa süre zarfında tükendi.
İthalatlarının ve ihracatlarının çok büyük kısmını ve enerji satışlarının tamamına yakınını yaptıkları Hürmüz’ün asla kapatılamayacağını öngörüyorlardı. Hürmüz’ün kapatılmasıyla ilgili en ufak bir risk görselerdi alternatif güzergahlar geliştirirlerdi. Hürmüz’ü İran’ın içeriden, ABD’nin dışarıdan kolaylıkla kapatabildiklerini ve seyrüseferleri durdurabildiklerini gördüler.
İran rejiminin sandıkları kadar kolay düşmeyeceğini, Amerika’nın askeri olarak her şeye kadir olmadığını tecrübe ettiler. İran rejimiyle birlikte yaşamak zorunda olduklarını kavradılar. Kısacası derin bir uykudan uyandılar. Artık tedbir alma şansları var. Bu nedenlerle kazançlılar.
Büyük hasar aldılar, imajları yerle bir edildi. Yatırımlarının önemli kısmı anlamını yitirdi. Geliştirdikleri projeler çöp oldu. Bu nedenle zarardalar. Körfez devletleri bütün politikalarını baştan aşağıya değiştirmek zorundalar. Doğalgaz ve petrollerini gemilerle ihraç ediyor, nakil hatlarına itibar etmiyorlardı. Hürmüz kapatılınca ihracatları bıçakla kesilir gibi kesildi. Artık nakil hatlarına yönelecekler. Bir daha aynı hataya düşüp tek güzergaha bağlı kalamazlar.
Güvenliklerini sağlama konusunda ABD’ye güvenemezler. Ordularını güçlendirmek zorundalar. Pakistan, Türkiye ve Mısır gibi askeri açıdan güçlü devletlerle ittifaklar kurmaya mecburlar. Dolayısıyla silah ve mühimmat alımlarının kayda değer kısmını bu devletlere kaydıracaklar. Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan R4 ittifakı bu sürecin başlangıcı. Dört devletin en çok yoğunlaştığı alan savunma konusunda geliştirilecek iş birlikleri. İlk adım dört devletin ordularının ortak tatbikatlar yapmaları olacak.
Körfez devletleri İran’ı eskisi gibi karşılarına alamazlar. İran’ın kendilerini vurabildiğini ve Hürmüz’ü kapatabildiğini gördüler. Bir taraftan savunmalarını ve ordularını güçlendirecekler. Alternatif güzergahlar oluşturacaklar. Aynı anda İran’la ilişkilerini geliştirecekler. İran’a yatırım yapacaklar. Ortak şirketler kuracaklar. Körfez devletleri bunları, İran’da aynı frekansta olursa yapabilir. İran rejim ihracından ve mezhepçilikten vazgeçerse çok ciddi iş birlikleri tesis edilebilir.
İMES projesinin dayanağı, işçiliğin Hindistan’da ucuz Körfez’de pahalı olmasıydı. İşçilik İran’da Hindistan’dan pahalı değil. İlaveten İran Körfez’in diğer yakasında. Yani nakliye, finansman ve sigorta giderleri çok daha ucuz. Yatırımcıların İran’da kuracakları fabrikaları Hindistan’dakilerden daha kolay yönetmeleri mümkün. İran’da kurulacak sanayi bölgelerinde üretilecek mallar, Dubai üzerinden Arap coğrafyasında dağıtılabilir. Kalkınma Yoluyla Türkiye ve Avrupa’ya ulaştırılabilir. Böylede düşmanlıkların yerini, müşterek menfaatlere dayanan ortaklıklar alır.
Tahran’ın, Körfez’in İran’a yatırım yapmasına soğuk bakacağını sanmıyorum ama soğuk bakarsa yatırımlar İran yerine Pakistan’a yapılabilir. Yani Hindistan’ın yerini İran değil Pakistan alabilir. Arap devletleri nükleer güç olan Pakistan’la ilişkilerini geliştirmeye stratejik yaklaşmak zorundalar.
Körfez devletleri İsrail ile İbrahim anlaşmaları sürecini yürütüyorlardı. İsrail’i İran’dan daha güvenilir buluyorlardı. Çünkü İbrahim anlaşmaları başlatıldığında İsrail saldırgan politikalar izlemiyordu. Fakat son üç yılda Gazze’de soykırım yaptı. Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve İran’ı defalarca bombaladı. Kendisinin başlattığı barış görüşmelerine katılmak için Doha’da olan HAMAS’lıları öldürmek için Katar’a füze saldırısında bulundu.
İran’ın Körfez ülkelerini bombalamasını önemsemedi. Kaale bile almadı. Üstüne üstlük ABD-İsrail ilişkileri bozuldu. ABD ile Körfez’in menfaatleri örtüşüyor: Petrol ve gaz sevki sürmeli. İsrail’in kargaşa ve kaostan beslenmesi Körfez’i de rahatsız ediyor. Bu nedenlerle Körfez devletlerinin İsrail’e mesafe koyacaktır.
Bu tespitlerimizin BAE içinde geçerli olacağını düşünüyorum. Abu Dabi, İran rejimini devirmek için elinden geleni yaptı ama başarılı olamadı. Artık saldırgan ve başarısız politikalarını sürdürmesi çok zor. Amerika’nın bile mesafe koyduğu İsrail’le ortaklık yapmakta ısrar ederse iyice yalnızlaşır.
Büyük ihtimal, Abu Dabi’nin takip ettiği dış politikadan 180 derece dönüş yaparak İsrail’den yavaş yavaş uzaklaşması ve dörtlü ittifaka yakınlaşmasıdır. Bunun bir gereği olarak Sudan, Yemen ve Somali’de takip ettiği saldırgan politikaları sonlandırmasıdır. Bu ülkelerde BAE ile hareket eden unsurların muhataplarıyla uzlaşmasıdır. Pakistan ve İran’a en çok yatırımı BAE yaparsa hiç şaşırmayın.
Küçük ihtimalse, BAE’nin İsrail ve Hindistan’la üst düzeyde olan ilişkilerini müttefikliğe dönüştürerek dörtlü ittifaka tavır almasıdır. Bu durumda Ortadoğu’daki kaos bir süre daha sürer. Abu Dabi’nin İsrail çizgisinden uzaklaşması BAE’nin, Körfez devletlerinin, Türkiye’nin, Orta Doğunun yararına. Hatta makule dönmesini teşvik etmesi açısından İsrail’in bile yararına.