ABD'nin Türkiye siyaseti neden değişti?
Geçen hafta yayınlanan https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/trumptan-once-abdnin-turkiye-siyaseti/ makalemizde ABD'nin Trump'a kadar olan dönemde takip ettiği Türkiye siyasetini masaya yatırmıştık.
Ankara, Amerika’nın yönetimi değiştirmek ve bunu başaramayınca Türkiye’yi zayıflatmak için yaptığı hamleleri cevapsız bırakmadı. Mesela FETÖ’cüler ve Geziciler en ağır şekilde cezalandırıldı. Çözüm süreci bitirildi. Gül, Arınç ve Davutoğlu tasfiye edildi. Sınır ötesine dört operasyon yapılarak PYD geriletildi.
Libya’yla deniz yetki anlaşması yapılarak, Doğu Akdeniz gazını Avrupa’ya taşıyacak nakliye hattı gündemden düşürüldü. Türk gemileri Kıbrıs karasularında arama-tarama faaliyetlerine başlayınca, Türkiye’yi yok sayanların kurduğu konsorsiyum dağıldı. Türkiye, takip ettiği stratejiler sayesinde Kafkasya, Türkistan, Afrika, Arap dünyası, Kuzey Afrika ve Balkanlarda başat oyunculardan biri haline geldi.
Elbette ABD’nin Türkiye siyaseti, güçlendiğimiz veya sonuç alamadıkları için değişmedi. Birleşik Devletlerin dış politikası, güvenlik algısına bağlı olarak değişti. Çin’in hızlı büyümesi, askeri olarak güçlenmesi ve bazı alanlarda teknolojik üstünlüğü ele geçirmesi Amerika’nın, Pasifik’i, arka bahçesi olan Amerika kıtasıyla birlikte öncelikli bölge olarak tanımlamasına yol açtı.
Amerikalılar kendileri Irak, Afganistan ve Suriye ile boğuşurken, Çin’in alıp başını gittiğini gördüklerinden dünyanın jandarması olmaktan vazgeçtiler. Anglosakson devletlerle ittifaklarını sağlamlaştıracak ve bölgesel güçlerle iyi ilişkiler kuracaklardı. Mısır ve Suudi Arabistan’ı bu nedenle desteklediler. Mısır-Suudi-BAE ittifakını kurdular ama sonuç alamadılar. İbrahim anlaşmalarıyla İsrail ile Arap dünyasını bütünleştireceklerdi. HAMAS’ın 7 Ekim saldırısı ve akabinde İsrail’in yaptıkları bu formülü de gündemden düşürdü.
Aynı süreçte İngiltere ile ittifak halindeki Türkiye, yaptığı doğru hamlelerle Kafkasya, Balkanlar, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Afrika’da etkinliğini arttırdı. Mısır, BAE ve Suudi Arabistan gibi devletlerle arasındaki sorunları çözdü. Libya, Somali, Sudan, Suriye gibi devletlerde kendisine yakın olan grupları iktidara getirdi. TDT’yi kurarak Türk devletlerinin doğal lideri oldu. Unutmayın ki yerkürede Amerika’nın en zayıf olduğu, dolayısıyla güçlenmek istediği coğrafya Türkistan’dır.
Amerika hiçbir zaman Afrika’da güçlü olamadı. Girişimleri hep başarısızlıkla sonuçlandı. Afrika’da Batıyı daha çok İngiltere ve Fransa temsil etti. Otuz yıldır İngiltere ve Fransa kara kıtada kan kaybediyor. Çin hızla güçleniyor. Afrika’nın madenleri, petrolü, kerestesi ve değerli taşları Çin’e akıyor. İhaleleri Çinli şirketler alıyor. Yirmi milyon Çinli var kara kıtada. Güvenlik görevlisi kimliğinde on binlerce Çinli asker mukim.
Çin’in dışında, kaynaklarının kıt olmasına rağmen Afrika’da güçlenen ve yapılanan tek devlet, Türkiye. ‘’Türkiye Çin’le rekabet ediyor’’ denemez ama Somali, Libya, Sudan ve Suriye’de Türkiye olmasaydı Çin ya da müttefikleri olacaktı, dolayısıyla Çin daha da güçlenecekti. Oysa Türkiye’nin etkinliği arttıkça Çin’inki azalıyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin başta Nijer olmak üzere Fransız Afrika’sına nüfus ettiğini göreceğiz. Afrika’da çıkarlarının örtüşmesi Ankara ile Washington’u yakınlaştırıyor ama Amerika tepki çekmemek daha doğru ifadeyle zarar vermemek için Türkiye’yi açıktan desteklemiyor.
Amerika’nın Avrupa’ya olan askeri desteğini etap etap azaltacak olması da Türkiye’nin önünü açıyor. Türk ordusu NATO’nun en güçlü 2. ordusu. Avrupa’da meydana gelecek güç boşluğunu Türkiye’den başka bir devlet gideremez. Ankara’da güç boşluğunu doldurarak Avrupa üzerindeki etkisini ve ağırlığını artırmaya planlıyor.
Ulusal stratejisinin değişmesi, desteklediği ülkelerin yeterli performansı gösterememeleri ve Türkiye’nin güçlenmesi, Amerika’nın Türkiye ile ilgili siyasetinin değişmesine yol açtı. Beyaz Saray Türkiye’nin, Rusya’ya, Çin’e, AB’ye hatta İngiltere’ye ABD’ye olduğundan daha yakın olmasını göze alamadı. Trump ile Erdoğan’ın ilişkilerinin iyi olması aradaki sorunların çözülmesini kolaylaştırdı ve kolaylaştırıyor.
Birleşik Devletler Türkiye ile birlikte hareket ettiğinde kangrene dönen Suriye ve Libya sorunlarını çözdü. Kafkasya’da İran ve Rusya’yı geriletti. Zengezur koridorunun yönetimini üstlenerek Türkistan’da söz sahibi oldu. Oysa İsrail’le birlikte hareket ettiğinde hep zarar etti, geriledi, irtifa kaybetti. Suudi Arabistan ve Mısırla başlattığı projelerde mesafe alamadı. Bu çok ifade edilmez ama Türkiye farklı bir strateji uygulasaydı Ukrayna çoktan yenilmiş, Rusya devleşmişti. Ukrayna’yı Türkiye’nin verdiği dronlar, füzeler ve top mermileri kurtardı.
Bununla birlikte bu siyaset değişikliğine bel bağlayamayız. Zira ABD planladığı gibi Pasifik’e yönelemedi. İsrail’in Amerika’yı, 3-5 günde biteceğini ve rejimin devrileceğini söyleyerek soktuğu İran savaşı, yıllarca sürebilir. Savaş bitmek bir yana yayılma ve tırmanma eğiliminde. Kaldı ki ateşkes sağlansa dahi gerilim sürecektir. Rusya-Ukrayna savaşı da şiddetlenerek devam ediyor. Yani ABD, Pasifik’e ağırlık vermekten ve Çin’le mücadele etmekten giderek uzaklaşıyor.
Bu gerçeklikler Beyaz Sarayı siyaset değişikliğine yöneltebilir. Haddizatında devletlerin stratejilerini değişen koşulları dikkate alarak yenilemeleri olağandır. Amerika’nın bugün lehimize olan yaklaşımının ilanihaye aynı kalacağını düşünemeyiz. Şartları iyi değerlendirerek güçlenmeliyiz. Diğer büyük güçlerle ilişkilerimizi iyi tutmalı ve yeni iş birlikleri tesis etmeliyiz.