Bir zamanlar kimlik, doğuştan gelen, aileyle, kültürle ve değerlerle şekillenen bir içsel yapıydı. İnsanlar kendilerini "kim oldukları" üzerinden tanımlar; bu kimlik zamanla olgunlaşır, derinleşir ve hayatla sınanırdı.
Bugün, pazarlama artık sadece markalara dair bir strateji değil; bireylerin dijital varlığına dair de bir zorunluluk hâline geldi.
Bugün pazarlama dünyasında veri, yeni petrol olarak anılıyor. Bu söylem kulağa klişe gelse de gerçeklik payı oldukça yüksek.
Müşteri sadakati, günümüz pazarlama dünyasının en değerli varlıklarından biri haline geldi. Markalar, sadık müşterilerini kaybetmemek ve onları daha da bağlı kılmak için sayısız strateji geliştiriyor.
Geçtiğimiz hafta sürdürülebilir yaşamın evimizin kapısından başladığını ve yeşil bina anlayışının Türkiye'de nasıl şekillendiğini ele almıştık. Bu hafta ise sürdürülebilirliğin bir sonraki aşaması olan "akıllı bina" konseptine ve tüketicilerin bu gelişmelere yaklaşımına odaklanıyoruz.
Konut tercihlerinde fiyat ve konum hâlâ öncelik taşısa da, sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve çevre duyarlılığı tüketicinin yeni gündem maddeleri arasında hızla yükseliyor.
Bir marka değişmek isterse ne olur? Evet, sevgili okuyucularım bu hafta ele alacağımız konu işte bu kadar basit gibi görünen ama çözümü hiç de o kadar basit olmayan bir konu.
Sevgili okuyucularım sizlere bu hafta ki yazımda dijital dünyanın sunduğu kişiselleştirilmiş deneyimlerin, özgür irademizi nasıl da sorgulattığından kısaca bahsedeceğim.