Futbol mu bu, öfke savaşı mı?
Geçtiğimiz hafta Galatasaray'ın şampiyonluğunun ardından İstanbul'da aynı gün, sadece birer saat arayla iki olaya şahit oldum. Galatasaray forması giyen insanlar saldırıya uğradı. İçlerinden biri, ekmeğini kazanmaya çalışan bir kuryeydi. Kovalandı, yere düşürüldü, forması zorla çıkarılmak istendi.
Ve o an aklımdan şu geçti:
Biz futbol mu izliyoruz…
yoksa modern çağın kabile savaşlarını mı yaşıyoruz?
Çünkü söylenen cümleler çok tanıdıktı:
“Burası onların mahallesiymiş.”
“Buradan geçemezlermiş.”
Bir an durup düşündüm…
Ne oldu bize?
Ne zamandan beri aynı şehrin çocukları birbirinin sokağından geçemez hale geldi?
Ne zamandan beri forma, insan kimliğinin önüne geçti?
Bir futbol takımını desteklemek; nasıl oldu da mahalle sınırlarını, düşman cephelerini ve nefret duvarlarını belirleyen bir kimliğe dönüştü?
Biz eskiden “Beşiktaş-Galatasaray kardeşliği” diye bir şey bilirdik. Rekabet vardı ama düşmanlık yoktu. İnsanlar aynı masada oturur, aynı maçta yan yana tezahürat ederdi. Şimdi ise insanlar birbirinin formasından nefret ediyor. Çünkü artık mesele futbol değil.
Mesele bastırılmış öfke.
Toplum olarak yıllardır biriken stres, ekonomik baskı, değersizlik hissi, başarısızlık korkusu ve öfke… kendine boşalacak alan arıyor. Ve futbol, bunun için en kolay zemin haline geliyor. Çünkü kalabalığın içinde insan kendi vicdanını kaybedebiliyor.
Tek başına yapamayacağı şeyi, sürünün içinde yapabiliyor.
Psikolojide bunun adı “kimlik çözülmesi”. İnsan kalabalığın içinde bireysel ahlakını askıya alır. Kendi hayatında güçsüz hisseden biri, tribünde bir anda “güçlü” hisseder. Takım artık sadece takım değildir; ego olur, kimlik olur, aidiyet olur. Ve biri o takıma dokunduğunda, kişi bunu kendi varlığına yapılmış saldırı gibi algılar.
İşte tehlike tam burada başlıyor.
Çünkü sporun olduğu yerde rekabet olur.
Ama savaş olmaz.
Hiç kimse bir forma yüzünden korkmamalı.
Hiçbir genç, sadece ekmeğini kazanmak için çalışırken üstündeki forma nedeniyle saldırıya uğramamalı.
Bu artık futbol psikolojisinin ötesinde, toplumsal ruh sağlığı meselesidir.
Bir insan tuttuğu takım yüzünden saldırganlaşıyorsa, orada sadece fanatizm değil; yönetilemeyen öfke, bastırılmış kimlik problemi ve aidiyet açlığı vardır.
Ve asıl acı olan şu:
Biz artık sevinmeyi değil, karşı tarafı aşağılamayı öğreniyoruz.
Kazanmaktan çok nefret etmeye yatırım yapıyoruz.
Oysa futbol; insanları ayırmak için değil, bir araya getirmek için vardı.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Gerçekten takım mı tutuyoruz…
yoksa içimizdeki öfkeye mi tribün arıyoruz?
