SON DAKİKA

Gandhi'den vejetaryen şirkete

Hakan Özbay Salı 30 Haziran 2026 11:40

Ekonomi gazeteciliğinin rutini aşağı yukarı bellidir; makroekonomik dengeler, sanayi üretimi, enerji güvenliği ve küresel ticaret rotaları...

Sayıların, istatistiklerin ve büyüme hedeflerinin o soğuk, genellikle de "etçil" bir dünyası vardır. Fakat bazen, kapitalizmin o devasa ve gürültülü çarkları arasında öyle bir ironiyle karşılaşırsınız ki, kendinizi bir anda postmodern bir romanın tam ortasında buluverirsiniz.

Geçtiğimiz günlerde Qnet’in TOÇEV (Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı) ile düzenlediği basın buluşmasındaydım. Alışılagelmiş kurumsal basın toplantısı refleksimle, masaya gelecek ve adet yerini bulsun diye yenilecek o "standart menü"yü beklerken, önüme bütünüyle vejetaryen bir tabak kondu. Önce hafif bir şaşkınlık, ardından gelen o meşhur aydınlanma anı: Meğer Asya kökenli bu dev doğrudan satış şirketinin kurucuları sıkı birer vejetaryenmiş. Hatta mesele sadece tabaktaki yemek değilmiş; şirket kültürünün tam merkezine Mahatma Gandhi'nin felsefesini, onun şiddetsizlik ve tüm canlılara saygı ilkesini yerleştirecek kadar dokunulmaz, sarsılmaz bir temel değerden bahsediyoruz.

Düşünsenize; dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren, küresel ticaretin tam göbeğinde yer alan bir şirketin tepe yönetiminde, pazar payı savaşlarının yanı sıra "Acaba basın buluşmasında kinoa mı servis etsek, yoksa ızgara sebze mi?" ciddiyeti de var. Kurumsal dünyanın o acımasız, dişli rekabet ortamında, Gandhi'nin o barışçıl izinden giderek et tüketmemek ve yaşama saygı duymak üzerine inşa edilmiş bu sükunet, insanın yüzünde ister istemez "tutunamayanlara" özgü o ince, alaycı ama takdir eden tebessümü bırakıyor.

Fakat asıl şaheser, hikayenin İngiltere'ye uzanan bacağında gizli. Qnet, bildiğiniz üzere uzun yıllardır Manchester City'nin sponsoru. Şimdi lütfen bu iki fotoğrafı zihninizde yan yana koyun ve modern çağın o muazzam absürtlüklerinden birinin tadını çıkarın.

Bir yanda Premier Lig'de rakiplerini adeta çiğ çiğ yiyen, Erling Haaland gibi bir futbol "makinesinin" başını çektiği o agresif, yırtıcı ve acımasız Manchester City... Diğer yanda, kurucularının vejetaryen ve Gandhi odaklı felsefesini, İstanbul'daki bir TOÇEV basın toplantısının menüsüne kadar taşıyacak kadar incelikli ve barışçıl bir Asya doğrudan satış devi.

Bir yanda stadyumda kopan kıyamet, milyon dolarlık transferler, yeşil sahaların modern gladyatörleri; diğer yanda dünyayı Gandhi öğretileri, brokoli, tofu ve doğrudan satışla daha iyi bir yer yapabileceğine inanan Asyalı kurucular. İşte küresel ekonominin en sevdiğim yanı tam olarak bu: Karşıtlıkların oluşturduğu o dayanılmaz, gerçeküstü harmoni. İnsan bazen bu devasa yapının, sırf bizler bu ironiyi görüp biraz olsun neşelenelim diye var olduğunu düşünüyor.

İşin matematik ve tarihsel gerçeklik kısmına, yani bizim asıl mahallemiz olan ekonomi sayfalarına dönecek olursak durum daha da ilginçleşiyor. Şirketin kurucuları Vijay Eswaran ve Joseph Bismark'ın 1998'de temellerini atarken yine Gandhi'den ilhamla benimsedikleri "RYTHM" (Raise Yourself To Help Mankind - İnsanlığa Yardım Etmek İçin Kendini Geliştir) felsefesi, bugün devasa bir doğrudan satış ağının anayasası konumunda. 2014 yılından bu yana aralıksız devam eden ve 2018'de Manchester City Kadın Futbol Takımı'nı da kapsayacak şekilde genişleyen bu sponsorluk ağı, milyar dolarlık endüstriyel futbolun kalbinde duran bir başka tezat. Düşünün ki; Etihad Stadyumu'ndaki o göz alıcı LED ekranlarda markanın logoları dönerken, aslında vahşi kapitalizmin tam göbeğinde şaşkınlıkla etrafına bakan, tek derdi insanlığa hizmet edip kimsenin etini yememek olan Asyalı bir bilgenin ruhu dolaşıyor.

Sonuç olarak, o gün o masada sadece vejetaryen bir yemek yemedik; küresel iş dünyasının ne kadar çok katmanlı, ne kadar sürprizli ve insan doğası kadar çelişkilerle dolu olduğunu da sindirmiş olduk. Manchester City sahada golleri acımasızca sıralayadursun, arka planda asıl zaferi sessiz sedasız masadaki o ızgara sebzeler kazanıyor.