Amerikan rüyasının acı sos meselesi
Geçtiğimiz gün, zorlu bir haber röportajının ardından karnımız fena halde acıkınca, gazetemizin genç emekçisi Yaren Sarıkaya ile serbest piyasa ekonomisinin o meşhur Amerikan rüyasından ufak bir ısırık almak üzere soluğu Carl's Jr.'da aldık. Siparişimiz netti: Famous Star With Cheeseburger menü.
Önce yiğidi öldürüp hakkını teslim edeyim; önüme gelen hamburger gerçekten çok lezzetliydi. Eti tek kelimeyle muazzam, şekli ise simetrik bir kusursuzluktaydı. Üstelik o kadar sıcak ve taze geldi ki, bir an için fast-food sektörünün zirvesinde, yeme-içme dünyasının nirvanasında olduğumu hissettim.
Tepsime baktığımda her şey mükemmel görünüyordu; susamlı ekmeğin arasında parlayan kusursuz bir yıldız, altın sarısı patates kızartmaları, ferahlatıcı bir içecek ve statükonun sarsılmaz bekçileri: Birer paket ketçap ve mayonez.
İşte tam bu noktada, içimdeki o sıradanlığa başkaldırma dürtüsü devreye girdi. Tatlı ve güvenli olanı reddedip, o dili yakan, baharatlı alternatifle yüzleşmek istedim. Kasadaki görevliye, son derece makul, adeta bir takas ekonomisi naifliğinde o masum teklifi sundum: "Ketçap ve mayonezi alıp, yerine acı sos verebilir misiniz?"
Ve işte o an, kasanın arkasındaki dijital ekranda beliren ek ücret talebiyle, Kafka'nın Dava'sında neyle suçlandığını bilmeden yargılanan bir sanık gibi hissettim. O muazzam lezzetteki hamburgerin büyüsü, yerini bir anda soğuk bir bürokratik engele bıraktı. Kendi baharatlı tercihini finanse edemeyen sıradan bir tüketiciye dönüşmüştüm.
Durumu anlamak için piyasadaki diğer büyük zincir hamburger restoranlarına baktım: Burger King, McDonald’s ve Saloon Burger.
Bu üç restoranın herhangi bir şubesine adım attığınızda, menüdeki standart ketçap ve mayonezi iade edip, yerine o yakıcı acı sosu isterseniz, sizden tek bir kuruş dahi ekstra ücret talep etmiyorlar. Bu üç markada sos değişimi, koşulsuz şartsız ücretsiz. Masaya koyduğunuz bu masum takas talebi, onların devasa arz zincirinde zerre kadar sarsıntı yaratmıyor, kasanın ekranında ekstra bir rakam belirmesi söz konusu olmuyor.
Ancak Carl's Jr.'da durum farklı. Hamburgerin kalitesi ne kadar yüksekse, bahsettiğim o yakıcı sos da sanki ithalat kotasına takılmış nadide bir hammadde, borsada işlem gören değerli bir emtia muamelesi görüyor. Sistemin bize dayattığı bu anlamsız tabloya bakıp sormak gerekiyor: Ketçabın kırmızısı ile o dili yakan sosun kırmızısı arasında nasıl bir katma değer farkı olabilir? Mayonez, yumurta ve yağın o ağır birleşimi bedavaya sunulurken, insanın içindeki isyan ateşini harlayan o kırmızı sıvı neden amansızca vergilendiriliyor?
Kasadaki o kısa süreli sessizlikte, bıyığımı hafifçe sıvazlarken durumu kabullenmekle bu absürt düzene başkaldırmak arasında gidip geldim. İtirazım elbette cüzdandan çıkacak olan ufak bir meblağa değildi; asıl itirazım, böylesine kusursuz bir menüde damak tadını biraz olsun ateşlemek istemenin bile bir bedeli olmasınaydı. İnsanın sıradanlıktan sıyrılıp biraz yanmak istediğinde, sistemin anında faturayı kesmesi trajikomik değil de nedir?
Makroekonomik verileri, devasa bütçe açıklarını veya sanayideki kota krizlerini analiz ederken rasyonel bir zemin bulabilirsiniz. Ancak o kadar lezzetli, sıcak ve taze bir hamburgerin yanında, rakiplerinde tamamen ücretsiz olan bir sos takasının ekstra ücrete tabi tutulması arasındaki o görünmez, irrasyonel duvarı açıklayacak hiçbir ekonomik teori yok.
Carl's Jr., bize kusursuz bir et sunarak midemizi fethederken, küçücük bir sos takası için sistemin bize kestiği o büyük ve anlamsız cezayı da aynı tepside sunuyor. Eğer bir gün sos pazarında bir enflasyon dalgası yaşanırsa, bunun fitilini ateşleyen yerin neresi olduğunu tahmin etmek artık zor değil.