Otomotiv sanayisinin yüzyılı aşkın süredir hüküm süren içten yanmalı motor düzeni 2024'te tarihi bir eşik geçti.
Avrupa Birliği, iklim krizine karşı yürüttüğü en iddialı politikayı "Yeşil Mutabakat" adıyla tanımlıyor.
Küresel havacılık sektörü, dünya karbon emisyonlarının yaklaşık %2'sinden sorumludur. Uçaklar uzun mesafe taşımacılığında alternatifsiz bir ulaşım biçimi olduğundan, bu oran göründüğünden çok daha kritik bir etkiye sahiptir.
Enerji tarihinin her kırılma anı, yalnızca yakıt türlerinin değişiminden ibaret değildir; aynı zamanda güç merkezlerinin yeniden dağıtıldığı dönemlerdir.
Uluslararası enerji piyasalarında sessiz fakat sarsıcı bir dönüşüm yaşanıyor. On yıllardır küresel ekonomik düzenin temel direklerinden biri olan petrodolar sistemi, artık kırılgan bir yapı hâline gelmiş durumda.
Küresel enerji dönüşümünde offshore rüzgar santralleri, yalnızca çevresel sürdürülebilirlik açısından değil, aynı zamanda ekonomik ve jeopolitik güç parametreleri bakımından da stratejik bir alan hâline gelmiştir.
Enerji yoksulluğu yalnızca ekonomik bir eksiklik olarak değil; insan hakları, toplumsal eşitlik ve küresel adalet açısından da kritik bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Günümüz dünyasında enerji altyapısı, dijital ağlar ve küresel iletişim sistemleri, görünmez ancak son derece güçlü bir tehdidin gölgesinde faaliyet gösteriyor: