Hürmüz'ün statüsü neden hayati önemde?
Bugüne kadarki uygulama; gemilerin doğal boğazlardan ücretsiz, inşa edilen boğazlardan ki onlara kanal deniyor, yüksek ücretler ödeyerek geçmesiydi. Mesela Türk boğazları, Cebelitarık, Malakka, Hürmüz, Babülmendep ve Bering boğazları ücretsiz, Panama ve Süveyş kanalları ücretlidir. (Ücretten kasıt geçiş ücretidir. Boğazlarda kılavuzluk, fener, sağlık, kurtarma gibi giderler masrafları karşılamak için ücretlendirilir.)
Tahran, Hürmüz’den yapılan geçişlerden, Panama ve Süveyş’e benzer tutarlarda ücret almakta ısrarlı. Geçen hafta sonu Amerika ile İran’ın arasında meydana gelen çatışmaların nedeni bu. İran bu hedefine ulaşırsa yeni bir döneme gireriz. Hukuksuzluğun daha da yaygınlaştığına, gücün mutlaklaştığına şahit oluruz.
Hürmüz Boğazının en dar yeri 33 mil. Uluslararası deniz hukukuna göre bu 33 milin 12 mili İran’a, 12 mili Umman’a ait. Ortadaki 9 mil ise uluslararası su. İran uluslararası suları kullanan gemilerden ücret almak istiyor ki bu görülmüş, duyulmuş şey değil. Süveyş ve Panama kanalları Hürmüz’den sadece sonradan yapıldıkları için farklı değiller. Aynı zamanda Süveyş Mısır’ın, Panama Panama’nın karasularında.
Bir devlet karasularına yaptığı kanallardan geçen gemilerden ücret alabilir. Hatta iki yakasıda kendisine ait olan boğazlardan geçen gemilerden de ücret talep edebilir. (Montrö Anlaşması nedeniyle, boğazlardan geçen gemilerden, giderleri karşılamak için alınan sembolik tutarlar dışında, ücret almıyoruz.) Ama İran ‘’Boğazı kapatırım’’ tehdidiyle uluslararası suları kullanan gemilerden para almaya başlarsa bunun arkası gelir.
Cebelitarık’tan, Malakka’dan, Bering’ten ve Babülmendep’ten geçen gemilerden de para alınmaya başlanır. Dikkat ederseniz ‘’İngiltere Cebelitarık’tan, Çin Malakka’dan para alabilir’’ demedim. Zira İran uluslararası sulardan geçiş ücreti alırsa, gücü yeten yani donanması ve hava kuvvetleri güçlü olan devletler her boğazdan para alabilir.
Mesela ABD Malakka Boğazının çıkışını kapatıp ‘’Buradan geçen her gemi yarım milyon dolar verecek’’ diyebilir. Ya da Somali ve/veya Yemen Babülmendep Boğazının girişine veya çıkışına mevzilenip gemilerden para tahsil edebilirler. Bu nasıl engellenecek? İran’a hak olan, gücü yeten diğer devletlere de hak olmaz mı?
Daha da kötüsü, çok düşük rakamlara temin edilen dron ve füzeler sayesinde sadece devletler değil örgütlerde boğaz ve kanalları kapatabilir. Bu faaliyetler zamanla korsanlığa dönüşecektir. Zira boğaz kapatılıp haraç alınabiliyorsa okyanus ve denizlerde seyreden gemilerden de silah zoruyla para alınabilir.
Bu gelişmelerin sonucunda denizler güvensiz hale dönüşürler. Lojistik zinciri kırılır. Sevkiyatlar kara, demir ve havayollarına kayacağından her şeyin fiyatı artar. Bu nedenlerde İran’ın Hürmüz’ü kullanan gemilerden haraç alması kabul edilemez. İran ısrarcı olursa Trump seçimlere kadar müdahalede bulunmayabilir. Ama seçimlerden sonra Amerika ve müttefikleri, İran’a hem de daha öncekilerle karşılaştırılmayacak kadar ağır şekilde saldırırlar.
Gelelim konunun Türkiye’yi ilgilendiren boyutuna. İstanbul ve Çanakkale boğazları Türk karasularında. Montrö anlaşması olmasa rahatlıkla ücret talep edebiliriz. Ücret deyince gelirimizin düşük olacağını var saymayın. Panama’dan yılda 12-14 bin, Süveyş’ten 21-24 bin ve Boğazlardan 42-46 bin civarında gemi geçiyor. Yani boğazları, iki kanalın toplamından fazla gemi kullanıyor. Panama ve Süveyş’ten alınan ücretleri göz önüne alırsak Boğazlardan yılda 30 milyar dolar gelir elde edeceğimizi söyleyebiliriz ki bu tutar yıllık ham petrol ithalatımıza denk gelir. Bu tutar yıllık turizm gelirimizin yarısına yakındır.
Bu tutarı talep edemiyoruz zira boğazlardan kanallar gibi ücret alma usulü yok ve Montrö elimizi kolumuzu bağlıyor. Montrö Anlaşmasını eleştirmiyorum. Bilakis Montrö büyük bir kazanımdır. Lozan’da Boğazlar İngiltere’nin kontrolündeki komisyonun yönetimine bırakılmıştı. Montrö ile Boğazları, ticari gemilere serbest geçiş hakkı tanıyarak, Türk hakimiyetine aldık.
Eğer İran Hürmüz’den ücret alma hakkı elde ederse, Boğazlardan geçen gemilerden Montrö’nün ilgili maddelerinde değişiklik yapmak şartıyla, ücret alma hakkımız doğar. Lozan’ı imzalama emrini veren Gazi, şartların değişmesi üzerine girişimlerde bulunarak Montrö’nün imzalanmasıyla sonuçlanan süreci başlattı. Pek bilinmez ama Atatürk’le İnönü’nün yol ayrımına gelmelerinin nedenlerinden biri, İnönü’nün Hatay ve Montrö hamlelerine karşı çıkması ve muhalefetine rağmen yapılan hamlelere direnç göstermesidir.
Hürmüz’de meydana gelecek gelişmelere göre Montrö’de revize yapılmasını talep etmemiz gerekebilir. Bununla beraber Montrö’nün diğer maddelerine asla dokunulmamalı. Zira savaş gemilerinin Boğazlardan geçişlerini düzenleyen maddeler, Ankara’nın baskı altına alınmasını engelliyor. Ankara anlaşmayı yerine getirdiğinde baskı görmüyor, diğer devletlerle ilişkileri bozulmuyor. Zira taraf tuttuğu düşünülmüyor.
‘’Denizler emniyetsiz olduktan sonra Boğazlardan o kadar gemi geçmez, ücret alsak ne almasak ne’’ demeyin. Dünya denizlerde bir kargaşa dönemi yaşar. Bu dönem belki beş, belki on yıl sürer ama biter. Yeni bir düzen kurulur. Bizde fırsattan istifade Boğazları gelir kapısına dönüştürmüş oluruz.