SON DAKİKA
web

Petrol, Fed ve uzayan yüksek faiz dönemi

Hakan Dikmen - hakansdikmen@gmail.com Perşembe 11 Haziran 2026 02:00

Küresel piyasaların bugünlerde en fazla tartıştığı başlıkların başında, Ortadoğu'daki gerilimlerin ve Hürmüz Boğazı'na ilişkin risklerin petrol fiyatlarını yeniden 100 dolar seviyesine yaklaştırması geliyor. Bu gelişmenin merkezinde ise doğal olarak ABD Merkez Bankası'nın (Fed) nasıl bir politika izleyeceği sorusu bulunuyor.

2026 Haziran itibarıyla piyasa beklentileri, Fed’in faiz indirimlerinden çok “bekle-gör” yaklaşımını sürdürmesi yönünde şekillenmiş durumda. Federal fonlama faizinin yüzde 3,50–3,75 aralığında bulunduğu mevcut ortamda, enflasyonun hâlâ yüzde 2 hedefinin üzerinde seyretmesi ve iş gücü piyasasının gücünü koruması, Fed’in aceleci davranmasının önüne geçiyor.

Merkez bankalarının arz şokları karşısında yaşadığı klasik ikilem bugün yeniden sahnede. Jeopolitik krizler veya petrol arzındaki kesintiler nedeniyle yükselen enerji fiyatları karşısında faiz artırarak enflasyonu mu baskılamalılar, yoksa faizleri sabit tutarak zaten yüksek enerji maliyetleri nedeniyle zorlanan ekonominin resesyona sürüklenmesini mi engellemeliler?

Bu durum bana eski bir şarkının sözlerini hatırlatıyor:

"Gitmek mi zor, kalmak mı zor; sen gel onu bir de bana sor..."

Fed’in içinde bulunduğu tablo da tam olarak buna benziyor.

Ana Senaryo: Bekle ve İzle

Normal şartlarda Fed, petrol fiyatlarındaki dalgalanmaları geçici arz şokları olarak değerlendirir ve kararlarını çekirdek enflasyon göstergelerine göre şekillendirir. Ancak bu kez tablo biraz farklı. IMF değerlendirmeleri ve Fed tutanakları, enflasyonun uzun süredir hedef seviyenin üzerinde kaldığını ortaya koyuyor.

Bu nedenle Fed’in kısa vadede faiz artırması beklenmese de, yıl içerisinde öngörülen iki adet 25 baz puanlık faiz indiriminin ötelenmesi artık en güçlü senaryo olarak görülüyor. Daha birkaç ay önce 2026 içinde beklenen faiz indirimleri, bugün itibarıyla yılın son çeyreğine hatta 2027’ye sarkabilecek bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.

Fed’in dikkatle izleyeceği konu, petrol fiyatlarındaki artışın yalnızca benzin pompalarında mı kalacağı, yoksa nakliye, üretim ve hizmet sektörleri aracılığıyla ekonominin geneline yayılarak kalıcı bir enflasyon baskısı mı yaratacağı olacak. Eğer bu ikincil etkiler güçlenirse, para politikasındaki sıkı duruşun daha uzun süre korunması kaçınılmaz hale gelebilir.

Bu kez farklı bir petrol şoku

Yakın zamanda yayımlanan Boston Fed araştırması, 2026’daki petrol şokunun geçmiş dönemlerden önemli ölçüde ayrıştığını gösteriyor. 1980’lerde veya 2022’de yaşanan enerji krizlerinde ABD ekonomisi yüksek petrol fiyatlarından çok daha olumsuz etkilenirken, bugün farklı bir dinamik söz konusu.

ABD artık dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri konumunda. Petrol fiyatları yükseldiğinde özellikle Teksas başta olmak üzere enerji üretim merkezlerinde yatırımlar ve istihdam artıyor. Enerji sektöründeki bu canlılık, ekonominin diğer alanlarında ortaya çıkabilecek yavaşlamayı önemli ölçüde dengeliyor.

Sonuç olarak Fed, yüksek petrol fiyatları nedeniyle ekonomiyi desteklemek adına faiz indirmek zorunda hissetmiyor. İşsizlikte belirgin bir sıçrama yaşanmadığı sürece öncelik, ekonomik büyümeden ziyade enflasyonla mücadele olmaya devam edecek.

Toplumun İki Ayrı Gerçeği

Haziran başında yayımlanan Fed’in Beige Book (Bej Kitap) raporu ise dikkat çekici bir başka tablo ortaya koydu.

Yüksek gelir grubundaki haneler artan enerji maliyetlerini büyük ölçüde absorbe edebilirken, orta ve düşük gelir grubundaki tüketiciler harcamalarını ciddi biçimde kısmaya başlamış durumda. Bir başka ifadeyle petrol fiyatlarındaki yükseliş, Amerikan toplumunda farklı gelir grupları arasında ekonomik ayrışmayı derinleştiriyor.

Bu nedenle Fed’in petrol fiyatlarındaki yükselişe agresif faiz artırımlarıyla cevap vermesi pek olası görünmüyor. Zaten baskı altında bulunan alt ve orta gelir gruplarının daha fazla zorlanması, ekonomik ve sosyal maliyetleri artırabilir. Bu nedenle Fed Başkanı Jerome Powell’ın önümüzdeki dönemde sert ve aşırı şahin bir söylemden kaçınarak temkinli bir iletişim dili kullanması bekleniyor.

Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler için zorlayıcı senaryo

Fed’in petrol kaynaklı enflasyon riskleri nedeniyle faizleri uzun süre yüksek tutması, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ve dış finansmana ihtiyaç duyan ülkeler açısından oldukça zorlu bir tablo yaratıyor.

İlk olarak, petrol fiyatlarındaki yükseliş doğrudan ithalat maliyetlerini artırıyor. Buna güçlü doların yarattığı kur baskısı da eklendiğinde, gelişmekte olan ülkeler çift yönlü bir enflasyon baskısıyla karşı karşıya kalıyor.

İkinci olarak, ABD’de yüksek faizlerin korunması küresel sermayenin Amerikan tahvillerinde kalmasını teşvik ediyor. Bu durum gelişmekte olan piyasalara yönelik risk iştahını azaltırken, yerel para birimleri üzerinde değer kaybı baskısı oluşturuyor.

Üçüncü olarak ise merkez bankalarının hareket alanı daralıyor. Son dönemde birçok Asya merkez bankasının yeniden daha şahin mesajlar vermeye başlaması da bunun bir göstergesi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası iç talebi soğutmuş ve enflasyonda zirvenin geride kaldığına ilişkin işaretler almış olsa bile, küresel ölçekte yüksek faiz ve yüksek petrol fiyatı ortamı nedeniyle faiz indirim sürecini beklenenden daha uzun süre ertelemek durumunda kalabilir.

Fed bugün petrol fiyatlarındaki yükselişi ekonomik büyümeyi tehdit eden bir unsurdan çok, enflasyonu yeniden canlandırabilecek bir risk olarak görüyor. ABD’nin güçlü yerli enerji üretimi bu değerlendirmede önemli rol oynuyor.

Ancak aynı avantaj dünyanın geri kalanı için geçerli değil. Özellikle enerji ithalatçısı gelişmekte olan ülkeler açısından yüksek petrol fiyatları ve uzun süre devam edecek yüksek faiz ortamı, önümüzdeki dönemin en önemli ekonomik sınamalarından biri olmaya aday görünüyor.

Kısacası piyasaların giderek daha fazla fiyatladığı senaryo şu: Küresel ekonomiyi bir süre daha “yüksek faizlerin gölgesinde” yaşamaya hazırlayan yeni bir dönem başlıyor.