SON DAKİKA

Avrupa'nın bütçe kavgaları ve Evian'da son dans

Hakan Dikmen - hakansdikmen@gmail.com Perşembe 18 Haziran 2026 02:00

Dünyada kargaşa devam ediyor. Bir gün savaş naraları atıp diğer sabah barış görüşmelerine hazır olan liderlerin ekonomisiyle uğraşırken her ülke kendi planlarını yapıyor. Avrupa da bir dönem mutlu huzurlu yaşadığı rüyadan yavaş yavaş uyanıyor.

Bir sonraki ortak Avrupa bütçesine dair müzakereler tüm hızıyla sürerken her gün farklı bir görüş ortalarda dolaşıyor. Ama inanın ki tüm Avrupa Birliği ülkelerinin konuştuğu ortak konu tek bir kuruş için bile son nefese kadar mücadele etmek.

Dürüst olmak gerekirse, Avrupa’nın egemenlik vizyonu "pazarlık kutusu" (negotiating box) adı verilen teknik detaylar üzerinden yürütülen önemsiz bir çekişmeye indirgendiği ve asıl mesele olan "bağımsızlığın finansmanı" göz ardı edildiği sürece bu tartışmaları pek de ciddiye alamıyoruz. 

Sizin de bildiğiniz gibi günün sonunda bütçe hikayesi hep aynı senaryo şeklinde ortaya dökülür. Birliğin daha zengin ülkeleri, ortak havuza çok fazla para ödediklerini savunarak harcamaları kısmaya çalışırlar. Ancak bunu yaparken, tıkır tıkır işleyen tek bir pazarın nimetlerinden aslında ne kadar eşit derecede faydalandıklarını görmezden gelirler. Buna karşılık daha az zengin ortaklar ise, tarım desteklerini ve yapısal uyum fonlarını tek bir kuruş eksilmeden korumak için bastırırlar.

Bu ülkelerden İtalya dışarıdan bakıldığında sürekli "ödeme yapmayanlar" kulübündeymiş gibi algılanıyor yıllardır. Bunun en büyük nedenlerinden biri de tarım sübvansiyonlarına asla dokundurtmuyor. Oysa madalyonun diğer yüzünde İtalya, aslında AB bütçesine net katkı sağlayan (ödediği para aldığından fazla olan) bir ülke. Ama bu konuda diğer ülkelerin tarıma bakışını böyle değil. Durum böyle olunca da AB toplantılarında para nedeniyle bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin,  Giorgia Meloni’nin bu hafta İtalyan parlamentosunda para konularında bu kadar sertleşmesinin arkasındaki neden tam olarak bu. Meloni; Almanya ve Hollanda gibi ülkelerin vergi mükelleflerinin katkı paylarından aldıkları "bütçe indirimleri" (rebates) sisteminin tamamen kaldırılması gerektiğini, aksi takdirde İtalya’nın da benzer bir indirim talep edeceğini açıkça ilan etti. Bu çıkış oldukça kritik; çünkü önümüzdeki hafta gerçekleşecek Avrupa zirvesinin bütçe özelinde kelimenin tam anlamıyla "çılgınca" ve oldukça sert bir havada geçeceğinin net bir sinyali. ABD’nin dünya üzerindeki ekonomik stratejisiyle dahi uğraşamıyorlar artık. Çünkü kendi canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Kendi içlerinde birlik olamıyorlar.

Üstelik herkes bu bütçe kördüğümünü bir an önce, özellikle de 2027'deki Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri kapıya dayanmadan çözmek istiyorsa siz düşünün . Zira o seçimlerden sonra, geleceği bir temyiz mahkemesinin kararına bağlı olan Marine Le Pen veya geçen hafta sonu Monaco F1 Grand Prix'sinde İtalyan prenses sevgilisiyle boy gösteren Jordan Bardella’nın bir sonraki Çok Yıllık Mali Çerçeve’yi (MFF) müzakere eden koltukta oturması işleri bambaşka bir boyuta taşıyabilir. Kulağa uzak bir ihtimal gibi gelse de diplomatlar için her zaman yoğurdu üfleyerek yemek iyidir; kim onları suçlayabilir ki? Biz de hala AB kapısında kendimizi yarandırmaya çalışıyor onlara vize rüşvetiyle para kazandırıyoruz. 

Lüksemburg’da, AB maliye bakanlarına brifing veren Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Müdürü Kristalina Georgieva bütçe görüşmelerinin her zamanki gibi sancılı geçeceğini ancak AB’nin bu kez daha büyük bir amaca odaklanması gerektiğini söylüyor. Rekabet gücünü ve verimliliği artırmak. Avrupa’nın enerji ve savunma gibi ortak stratejik öncelikleri finanse edebilmesi için "ortak borçlanma" ve "toplu yatırım" mekanizmalarını hayata geçirmesi yönündeki çağrısını yineledi. "Sahip olmadığınız parayı harcayamazsınız, elinizdeki parayı ise akıllıca harcamak zorundasınız" diyen Georgieva, IMF’nin finansman maliyeti hesaplamalarına göre bu işi kulüp halinde (birlikte) yapmanın AB için en mantıklı yol olduğunu vurguladı. Kulağıma gelen fısıltılara göre, Georgieva kapalı kapılar ardında bu çağrıyı çok daha ateşli ve net bir dille savunuyormuş. 

Fransa, 15-17 Haziran 2026 tarihleri arasında Évian-les-Bains’de gerçekleştirilecek olan 52. G7 Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Ev sahibi Emmanuel Macron, ABD Başkanı Donald Trump’ın da aralarında bulunduğu dünya liderlerini ağırlayacak.

Ev sahibi Fransa, küresel makroekonomik dengesizliklerin azaltılmasını ve kalkınma finansmanı çerçevesinin yeniden düşünülmesini öncelikli gündem maddesi yaptı. Ayrıca yapay zeka, kuantum teknolojileri ve siber güvenliğin finansal istikrara etkileri ile doğal afetlere karşı küresel sigorta teminatlarının güçlendirilmesi tartışılacak sanıyoruz ama, Trump durur mu yine ortalığı karıştıran bir iki cümle ediverir. Zaten yavaş yavaş NATO’dan kaçmanın yollarını arıyor. İlgi odağı olmayı ne kadar sevdiğini hepimiz biliyoruz. Ancak 2019'da Biarritz’deki G7’yi takip edenler, Macron’un da bu tarz gösterişli ve büyük diplomatik hamleleri en az onun kadar sevdiğini iyi hatırlar. 

Bu yıl zirve sadece G7 üyeleriyle sınırlı değil. Küresel Güney ile köprüleri güçlendirmek adına Hindistan, Brezilya, Kenya, Mısır ve Güney Kore gibi yükselen güçler de masaya davetli. Ukrayna ve Orta Doğu'daki bölgesel krizler de bu genişletilmiş formatta liderlerin önünde olacak. İster misiniz bir de Trump’ı yakalamışken İran ile barıştırsınlar. 

Emmanuel Macron şu anda G7 masasının en kıdemli ve tecrübeli lideri konumunda. Ancak kendi iç siyasi geleceği ve Avrupa'daki dengeler düşünüldüğünde, bu onun lider vitrinindeki "son dansı" olabilir. Emin olun, sahneden çekilmeden önce dünyaya muhteşem ve unutulmaz bir diplomatik gösteri sunmak için elinden gelen her şeyi yapacaktır.