Ekonomik diplomasinin yeni yüzü
Küresel ekonominin yeniden şekillendiği, ticaret savaşlarının yeni dengeler yarattığı ve ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin siyasi ilişkiler kadar önem kazandığı bir dönemde yaşıyoruz.
Artık uluslararası rekabet yalnızca devletler arasında değil; kurumlar, yatırımcılar, iş dünyası örgütleri ve kanaat önderleri arasında da yaşanıyor.
Lobi faaliyetleri de bu etkin çalışmaların başında geliyor. Bir ülkenin başka ülke yönetimlerinin ya da karar alıcılarını etkilemeye yönelik organize çalışmalarıdır. Bunlar; hükümetler, parlamentolar, uluslararası kuruluşlar, düzenleyici kurumlar ve hatta kamuoyu nezdinde yürütülebilir.
Ülkeler için önemi Lobicilik, ülkelerin dış politika ve ekonomik çıkarlarını korumak için kullandığı araçlardan biridir. Örneğin: Ticaret anlaşmalarında daha avantajlı koşullar elde etmek, yatırım çekmek, ihracatın önündeki engelleri azaltmak, savunma ve güvenlik iş birliklerini geliştirmek, uluslararası kuruluşlarda destek sağlamak, ülke imajını ve marka değerini güçlendirmek yani lobi yapmak yıllardan beridir süre gelen faaliyetlerden.
Böyle bir dönemde bazı isimler, görünürlükten çok etki üretmeyi tercih ediyor. Türk-Amerikan ekonomik ilişkilerinde son yıllarda öne çıkan isimlerden biri de Süleyman Ecevit Sanlı. Türk Amerikan İş Adamları Derneği (TABA-AmCham) Genel Başkanı olarak yürüttüğü çalışmalar incelendiğinde, Sanlı'nın yalnızca bir sivil toplum kuruluşunun yöneticisi olmadığı görülüyor. O, iş dünyasının diliyle konuşan, ekonomik diplomasinin imkanlarını kullanan ve Türkiye'nin küresel ticaret ağlarındaki konumunu güçlendirmeye çalışan bir temsilci profili çiziyor.
Bugün dünya ekonomisinin en büyük gerçeği, ülkelerin yalnızca siyasi ilişkilerle değil, ticari ortaklıklarla da güç kazandığıdır. İhracat yapan, yatırım çeken ve uluslararası sermaye ile güçlü bağlar kurabilen ülkeler küresel rekabette avantaj elde ediyor.
Bazı araştırmalar, özellikle ABD'de şirketlerin yaptığı lobi harcamalarının yatırım getirilerinin (ROI) oldukça yüksek olabildiğini göstermiştir. Birkaç milyon dolarlık lobi harcaması sonucunda vergi avantajları, düzenleme değişiklikleri veya kamu ihaleleri yoluyla yüz milyonlarca dolarlık ekonomik fayda elde edilebildiği durumlar rapor edilmiştir.
"Lobicilik GSYH'nin yüzde X'ini artırır" şeklinde kabul görmüş bir oran bulunmamaktadır. Etki; ülkenin büyüklüğüne, hedeflerine, yürütülen faaliyetlerin kalitesine ve uluslararası konjonktüre bağlıdır.
Bu tip kuruluşların dikkat çeken yönlerinden biri, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ekonomik ilişkileri yalnızca mevcut ticaret hacmi üzerinden değerlendirmemesi. İki ülke arasındaki ekonomik potansiyelin mevcut rakamların çok üzerinde olduğudur. Bu yaklaşım, kısa vadeli ticari kazançlardan çok uzun vadeli ekonomik ortaklıklara odaklanan bir perspektifi yansıtıyor.
Bir diğer önemli unsur ise kurumsallaşma ve sürdürülebilirlik. İş dünyasında başarı çoğu zaman bireysel girişimlerle açıklansa da kalıcı sonuçlar güçlü kurumlarla elde edilir. Uluslararası temaslar, yatırım forumları ve ekonomik iş birlikleri, bu kurumsal yaklaşımın somut örnekleri olarak değerlendirilebilir.
Özellikle son yıllarda küresel ekonomide yaşanan kırılmalar, tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi ve yeni yatırım merkezlerinin ortaya çıkması, Türkiye için önemli fırsatlar yaratmıştır. Ancak fırsatlar kendiliğinden sonuca dönüşmez. Bunun için vizyon, temas ağı ve uluslararası güven gerekir. İşte tam bu noktada ekonomik diplomasi kavramı devreye giriyor.
Ekonomik diplomasi artık büyükelçilik koridorlarında yürütülen geleneksel faaliyetlerin çok ötesine geçmiş durumda. İş dünyası liderleri, yatırım kuruluşları ve uluslararası ticaret organizasyonları ülkelerin ekonomik temsil gücünün ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bir lideri değerlendirmek için yalnızca bugününe değil, oluşturduğu etkiye bakmak gerekir. Eğer bir isim yatırımcıları bir araya getiriyor, uluslararası iş birliklerini artırıyor, Türk şirketlerinin küresel pazarlara açılmasına katkı sağlıyor ve Türkiye'nin ekonomik görünürlüğünü güçlendiriyorsa, onun ortaya koyduğu değer yalnızca kurumsal başarıyla sınırlı değildir. Bu aynı zamanda ülkenin ekonomik geleceğine yapılan bir yatırımdır.
Türkiye'nin önümüzdeki dönemde daha fazla ihracata, daha fazla uluslararası yatırıma ve daha güçlü ekonomik ortaklıklara ihtiyaç duyacağı açıktır. Bu hedeflere ulaşmanın yolu ise devlet ile özel sektörün ortak vizyon geliştirmesinden geçmektedir.
Ekonomik gücün uluslararası etkinliğin en önemli belirleyicilerinden biri haline geldiği çağımızda, köprü kurabilen lobi faaliyetleri yapan liderler her zamankinden daha büyük değer taşımaktadır. Türkiye'nin küresel ekonomiyle kurduğu ilişkilerde, sessiz fakat etkili bir liderlik örneği Süleyman Ecevit Sanlı tarafından yerine getirilmektedir. Bugünkü yazıma konu olma nedeni de, Türk-Amerikan ekonomik ilişkilerine yaptığı katkılar nedeniyle “Üstün Liderlik ve Küresel Etki” ödülüne layık görülmüş olması.
Bazen en güçlü etki, en yüksek sesle konuşanlardan değil; en sağlam köprüleri kuranlardan gelir.