Vagonlara yüklenen tarih
Bir ülkenin altın rezervlerini kaybetmesi büyük bir zarardır. Toprak kaybetmesi daha da büyük bir zarardır. Peki ya hafızasını kaybetmesi?
1931 yılında alınan bir karar, işte tam da böyle bir kayba yol açtı. Asırlar boyunca biriktirilmiş devlet kayıtları, diplomatik yazışmalar, vakıf belgeleri ve tarihî evraklar, dönemin yöneticileri tarafından yeterince önemsenmeyerek Bulgaristan’a hurda kâğıt olarak satıldı.
Vagonlara yüklenen yalnızca kâğıt değildi; bir milletin geçmişi, devlet hafızası ve tarihiydi.
Aradan yaklaşık bir asır geçmiş olmasına rağmen, o gün alınan kararın izleri hâlâ silinmiş değildir. Çünkü kaybedilen şey, para ile ölçülebilecek bir değer değildi.
Bir devleti devlet yapan yalnızca sınırları değildir. Onu ayakta tutan en önemli unsur hafızasıdır.
Ne var ki dönemin yöneticileri, bu gerçeği göz ardı ederek tarihî mirası sıradan bir hurda malzemesi gibi değerlendirmeyi tercih ettiler.
Üstelik elden çıkarılanlar sıradan evraklar da değildi. Devlet yönetimine ışık tutan kayıtlar, vakıf belgeleri, mali defterler ve tarih araştırmaları açısından son derece kıymetli arşiv materyalleri bu tasfiye sürecinin içinde yer aldı.
Daha da dikkat çekici olan, bizim değersiz gördüğümüz bu belgelerin yabancı arşivlerde tarihî bir hazine olarak korunmuş olmasıdır. Bu durum, meselenin belgelerin değerinden çok, o değerin fark edilememesiyle ilgili olduğunu göstermektedir.
Bugün tarihçiler, Osmanlı’nın son dönemine ilişkin bazı önemli bilgilere ulaşabilmek için yurt dışındaki arşivlere de başvurmak zorunda kalmaktadır. Bu da geçmişte yapılan hatalı tasnif ve değerlendirmelerin günümüze kadar uzanan bir sonucudur.
Bu olayın kasıtlı bir tercih mi yoksa büyük bir idari ihmal mi olduğu tarihçiler arasında hâlâ tartışma konusudur. Ancak tartışmasız olan tek gerçek, milletin ortak hafızasının önemli bir bölümünün ülke dışına çıkmış olmasıdır.
Devletler yalnızca ekonomik güçleriyle ya da askerî kapasiteleriyle ayakta kalmazlar. Kültürlerini, tarihlerini ve hafızalarını koruyabildikleri ölçüde güçlü olurlar. Geçmişini koruyamayan toplumlar, geleceğini de sağlam temeller üzerine inşa etmekte zorlanır.
Bu nedenle 1931 Arşiv Faciası, yalnızca geçmişte kalmış bir olay değil; aynı zamanda bugüne ve geleceğe bırakılmış önemli bir ders niteliğindedir.
Tarih bazen cephede kaybedilir.
Bazen de tek bir kurşun atılmadan…
Bir imzayla, bir ihmalle, bir vurdumduymazlıkla…
1931 yılında vagonlara yüklenen yalnızca evrak değildi.
Bir milletin hafızasıydı.
