Yerli üretim bir umut ve zorunluluktur
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türk Kızılay Ödülleri töreninde yaptığı açıklamalar, sağlık alanında dışa bağımlılığın azaltılması yönünde yeni bir hedefi yeniden gündeme taşıdı.
Özellikle kan plazmasından elde edilen bazı kritik ilaçların yerli üretimine yönelik çalışmalar, bu sürecin önemli bir ayağı olarak görülüyor.
Kamuoyunda bu açıklamalar zaman zaman “kanser ilaçlarının tamamen yerli üretimi” gibi algılansa da, ifade edilen hedef daha teknik ve sınırlı bir alanı kapsıyor. Burada amaç, tüm ilaçların sıfırdan üretimi değil; hayat kurtaran bazı kritik ve biyoteknolojik ilaçlarda yerli üretim kapasitesinin güçlendirilmesidir.
Ama bu teknik cümlelerin ötesinde, çok daha insani bir gerçek var.
Bir hasta için ilaç sadece bir ürün değildir. Bir ailenin umutla beklediği bir tedavi, bir çocuğun iyileşme ihtimali, bir annenin geceleri uyuyabilmesidir. İşte bu yüzden sağlıkta yerli üretim meselesi, yalnızca ekonomik bir başlık değil; hayata dokunan bir zorunluluktur.
Bugün Türkiye’de birçok tedavi süreci, döviz kuruna bağlı ilaç maliyetleri nedeniyle ciddi bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Bu durum sadece devlet bütçesini değil, doğrudan vatandaşın hayatını etkilemektedir. Yerli üretim hedefi bu açıdan bakıldığında, sadece sanayi politikası değil; aynı zamanda sosyal bir güvenlik meselesidir.
Öte yandan Türkiye’nin dışa bağımlılığı sadece sağlık alanıyla sınırlı değildir. Enerjiden tarıma, gıdadan sanayiye kadar birçok stratejik alanda ithalata dayalı yapı, ekonomiyi küresel dalgalanmalara karşı kırılgan hale getirmektedir. Dövizdeki her hareket, market rafından ilaç fiyatına kadar geniş bir alanı etkilemektedir.
Kısa vadeli değil, uzun soluklu bir devlet politikası
Bu nedenle yerli üretim vurgusu, sadece bir tercih değil, giderek bir zorunluluk haline gelmektedir. Üretim arttıkça hem istihdam artar hem de ekonomik döngü içeride güçlenir. Ancak bu süreç yalnızca “üretelim” demekle gerçekleşmez.
Biyoteknolojik ilaçlar gibi ileri teknoloji gerektiren alanlarda üretim; yıllar süren Ar-Ge çalışmaları, güçlü laboratuvar altyapısı, yetişmiş bilim insanları ve ciddi finansman gerektirir. Bu nedenle bu hedef kısa vadeli değil, uzun soluklu bir devlet politikası olmak zorundadır.
Aynı şekilde tarım ve sanayi gibi alanlarda da yalnızca üretim miktarı değil, verimlilik, planlama ve sürdürülebilirlik belirleyici olacaktır. Aksi halde üretim artsa bile ekonomik karşılığı zayıf kalabilir.
Küresel ekonomi gerçeği ise başka bir dengeyi hatırlatıyor. Artık hiçbir ülke tamamen kapalı bir sistem içinde var olamaz. Bu yüzden asıl hedef, her şeyi içeride üretmek değil; stratejik alanlarda bağımlılığı azaltarak ekonomik dayanıklılığı güçlendirmektir.
Sonuç olarak yerli üretim vurgusu, sadece ekonomik bir hedef değil; aynı zamanda bir umut meselesidir. Bir hastanın ilaca daha kolay ulaşabilmesi, bir ailenin çaresizlik yaşamaması ve bir ülkenin geleceğe daha güvenle bakabilmesi için atılan bir adımdır.
Başarı da tam olarak bu noktada anlam kazanacaktır.
