SON DAKİKA

Kutsal illüzyon

Selçuk Akmaz - sselcukakmaz@gmail.com Perşembe 25 Haziran 2026 02:00

Toplumun en küçük yapı taşı olarak ezberletilen, kutsiyet atfedilen ve her koşulda sığınılacak son güvenli liman olduğu varsayılan "aile" kavramı, ne yazık ki modern insanın pragmatist hırsları karşısında tarihinin en büyük sınavlarından birini veriyor.

Bize çocukluğumuzdan beri öğretilen o masalsı ve fedakâr tabloların yerini, menfaatin söz konusu olduğu anlarda kan bağının bile hükmünü yitirdiği, önceliklerin tamamen "ben" eksenine kaydığı acımasız bir gerçeklik alıyor.

Öyle ki, aynı kandan geldiğiniz, aynı sofrada büyüdüğünüz öz kardeşiniz dahi, ortada pay edilecek bir menfaat, kurulmuş kârlı bir tezgah veya ele geçirilecek bir güç varsa, sizi o çemberin dışına itmekte bir an bile tereddüt etmeyebiliyor. Bu dışlama süreci çoğu zaman kaba bir reddedişle de yapılmaz. Kendi haksız hal ve hareketlerinin, bencilce kurguladıkları oyunların üzeri, "aile içi mesele", "kardeşlik hukuku" veya "biz senin iyiliğini düşünüyoruz" gibi sahte kılıflarla örtülerek meşrulaştırılır. Sistemin içine dahil edilmediğiniz gibi, bu adaletsizliğe itiraz ettiğinizde de düzeni bozan kişi ilan edilirsiniz.

Peki, insanın en temel güven alanı olan, koşulsuz sevgi ve koruma beklemesi gereken kendi ailesinde kurban seçildiği bir denklemde; dış dünyadaki, o vahşi iş ortamlarındaki akıbeti ne olur?

Aile, aslında hayatın bir mikrokozmosu, dışarıdaki gerçek yaşamın bir ön simülasyonudur. Eğer kendi ailenizde, size en yakın olması gerekenler tarafından tabiri caizse "kurban" olarak kodlanmış ve bu rolü kabullenmişseniz, hiç tanımadığınız insanların arasına veya yeni bir iş ortamına girdiğinizde ilk kurbanın siz olması şaşırtıcı mıdır? Kesinlikle hayır. İnsan, karakterinin ve sınırlarının haritasını ilk olarak doğduğu evde çizer. Sizi en çok koruması, arkanızda dağ gibi durması gerekenlerin bunu yapmadığı, aksine çıkarları için sizi kolayca feda edebildiği bir dünyada, yeni tanıştığınız iş arkadaşlarından, ortaklarınızdan veya girdiğiniz topluluklardan sizi korumalarını beklemek, en hafif tabirle trajik bir iyimserliktir.

Bu noktada sormamız gereken çok kritik, hatta can yakıcı bir soru var: Bu kadar iyi niyetli bir beklenti, saflık kavramının kendi masumiyetini yitirip başka, çok daha tehlikeli ve toksik bir duruma evrilmesi anlamına gelmiyor mu?

Evet, tam olarak bu anlama geliyor. Saflık ve aşırı iyi niyet, bir erdem olmaktan çıkıp, suistimale açık açık davetiye çıkaran zihinsel bir zafiyete dönüşüyor. Sizi korumayan bir ekosistemde başkalarından merhamet veya adalet dilenmek, rasyonel ve rekabetçi dünyada kendi zihinsel ve profesyonel ipini çekmektir. İş hayatında, yeni projelerde veya girişim dünyasında karşınıza çıkan insanlar, sizin ailenizde çizemediğiniz o sınırların eksikliğini anında hisseder ve bu boşluğu kendi menfaatleri doğrultusunda acımasızca doldururlar.

O halde artık o büyük uyanışın vakti gelmiştir: Bu illüzyonu yemeyin ve kimsenin sizi yemesine asla izin vermeyin!

Gerçek cesaret, sadece dışarıdaki rakiplere kılıç çekmekle değil; en yakınınızdakinin yüzüne, gözlerinin içine baka baka yanlışını söyleyebilmekle başlar. Aile fertleriniz dahi olsa, adaletsiz bir düzen kuruyor, sizi kendi çıkarları için manipüle edip oyun dışı bırakıyorlarsa, o yanlışı yüzlerine haykıracak cesaretiniz olmalıdır. Bu bir vefasızlık veya başkaldırı değil, tam aksine varoluşsal bir savunma hattı inşasıdır.

Kendi evinizde, kendi sofranızda hakkınızı savunamıyor, size yapılan haksızlığa ses çıkaramıyorsanız; iş hayatında masaya oturduğunuzda, yönetim kurullarında, sözleşme müzakerelerinde veya stratejik ortaklıklarda kendi hakkınızı nasıl müdafaa edeceksiniz? Kardeşinin kurduğu haksız düzene "dur" diyemeyen biri, sektördeki kurtların ve acımasız rakiplerin çarkları arasında nasıl ayakta kalabilir?

Menfaat uğruna bozulan aile yapıları, aslında bizim dış dünyadaki mücadele kapasitemizi ve dayanıklılığımızı belirleyen en büyük turnusol kağıdıdır. Bu testi geçemeyenler, en yakınlarına karşı "hayır" deme iradesini gösteremeyenler, profesyonel hayatta daima başkalarının senaryosunda figüran, başkalarının menfaat zirvesine çıkarken bastığı bir basamak olmaya mahkumdur.

Unutmayın; hakkı, duruşu ve liyakati savunmak önce içeride başlar. Aileden iş hayatına uzanan bu ince çizgide, kimsenin size lütufta bulunmasını beklemeyin. Zira hayat, kendi kurallarını koymayanları ve kendi sınırlarını çizmeyenleri, daima başkalarının sınırları içinde esir yaşamaya mecbur bırakır.