Maskeler, oyunlar ve gerçekler
İnsan ilişkilerinin o karmaşık doğasına yakından baktığımızda, her zaman karşımıza çıkan ve aşılması güç olan bir üçgen vardır: Kurulan düzen, sergilenen oyun ve tüm bunların ardında yatan çırılçıplak gerçeklik. İster sadece üç kişinin bir araya geldiği küçük bir topluluk olsun, isterse binlerin, milyonların buluştuğu devasa organizasyonlar...
Ne yazık ki değişmeyen evrensel bir kural vardır; masada her zaman bir "başka ajanda" bulunur. Bu gizli ajanda, yüksek sesle dile getirilen ortak hedeflerin gölgesinde, sessizce kişisel menfaat devşirme telaşından başka bir şey değildir.
Topluluklar sözde yüce bir amaç uğruna toplandığında, vitrinde her şey mükemmel görünür. Süslü kelimeler, omuz omuza verilmiş pozlar ve ortak iyilik üzerine edilen büyük yeminler... Ancak arka planda, sergilenen bu oyunun bazı aktörleri, asıl hedeflenen yoldan sinsice saparak kendi çıkarlarının peşine düşerler. Yola çıkılırken verilen sözler unutulur, dürüstlük yerini ucuz ayak oyunlarına bırakır.
Tarih, bu kokuşmuş düzenin en çarpıcı örnekleriyle doludur. Alın Sezar’ı... Sezar, toprağını, devletini ve insanını sevdiği için elinden gelenin her zaman en iyisini yapmaya çalıştı. Gecesini gündüzüne kattı, büyük fedakarlıklarda bulundu. Peki sonuç ne oldu? Çevresinde ona dost görünen, onun sofrasına oturan herkes kendi menfaatleri doğrultusunda karanlık bir ittifak kurdu. Onu sonunda kanlı bir ihanetle ortadan kaldırarak gücü ele geçirdiler. İşte bu ihanetin kalbindeki sembol Brütüs’tür. Ancak Brütüs, sadece Roma tarihindeki tozlu sayfalarda kalmış bir figür değildir. O; halka ve olaylara mal olmuş, aramızda hâlâ yaşamaya devam eden, adı bugün başka yarın başka olan, adeta zamanda yolculuk yapan bir karakterdir.
Bugün etrafımıza baktığımızda bu modern Brütüsleri görmek hiç de zor değildir. Bazen bir iş yerinde sizinle aynı projeye omuz veriyormuş gibi yapan ama arkanızdan kuyunuzu kazan bir mesai arkadaşı, bazen ise dost meclislerinde ortak iyilikten bahsedip sadece kendi egosunu ve cebini doldurmayı hedefleyen bir sözde yoldaştır.
Bu dünyada bir de "iyi insanlar" vardır. Onlar, inandıkları hedefler uğruna, her şey daha güzel ve adil olsun diye sadece söylediklerini yapmaya çalışan, sözünün eri dürüst neferlerdir. Onların ajandasında gizli sayfalar, yalanlar veya arkadan iş çevirmeler yoktur. Kötü niyetliler ise, bu iyi insanları bir takım ucuz ayak oyunlarıyla kandırdıklarını düşünürler. Kapalı kapılar ardında bıyık altından güler, kurnazlıklarıyla övünürler. Oysa atladıkları çok büyük bir gerçeklik vardır.
İyileri kandırdığını zanneden, gizli ajandalarıyla başkalarının emeklerini sömüren kişi veya kişiler için günün sonu her zaman büyük bir hüsrandır. O süslü maskeler düştüğünde, elde ettiklerini sandıkları her şey birer birer ellerinden kayıp gider. Kimisi en büyük zenginliğini, yani sağlıklarını kaybeder; kimisi ise tüm hayatını ve itibarını. Ellerinde avuçlarında ne varsa yitirmeleri, aslında toplum için beklenen ve olması gereken oldukça "güzel" bir sondur.
Neden mi? Neden böyle acı bir faturayla karşılaşırlar? Şunu bir düşünelim: Dürüst olmayı, şeffaf kalmayı başaramıyorsanız; ihtiraslarınız uğruna masum insanları harcamaktan çekinmiyorsanız, başka insanları da kandırmamanız için elinizde avucunuzda olanın alınması, zehrinizin sökülmesi gerekmiyor mu? Başkalarına zarar verme potansiyelinizin sıfırlanması için, hayatın bu sert dengeleme mekanizmasına ihtiyacı vardır.
Kurulan düzenler ve sergilenen oyunlar ne kadar inandırıcı olursa olsun, gerçekliğin keskin kılıcı eninde sonunda o maskeleri kesecektir. İyiler belki anlık olarak kaybediyor gibi görünebilir ama sahtekârların sonu hep aynıdır. Brütüsler zaman içinde şekil değiştirebilir ama o ucuz ihanetin bedeli asla değişmez.
