Netanyahu-Trump görüşmesi
Netanyahu uzun süredir Trump'tan randevu almaya çalışıyor ama başaramıyordu. Oysa başta İran savaşı, Suudilerle imzalanan uranyum zenginleştirme anlaşması, Türkiye'ye F-35'lerin verilmesi, İsrail ordusunun Lübnan'dan çekilmesi, Batı Şeria ve Gazze olmak üzere görüşmeleri gereken konular var.
Ama Amerika’nın içine düştüğü durumdan Netanyahu’yu sorumlu tutan Trump’ın, Netanyahu ile birlikte strateji belirlemek gibi bir yaklaşımı yok. Beklentisi, belirlediği strateji ve siyasetleri İsrail’in sorgusuz, sualsiz uygulaması.
Trump Türkiye’ye gelmeden önce F-35, CAATSA ve Kaan Motorları konusunda adım atılacağını ifade etmişti. Netanyahu bu beyanattan sonra randevu girişimlerini başlattı. Randevu alamayınca, Amerika’da muhalif, muvafık ne kadar gazete ve televizyon kanalı varsa neredeyse hepsine röportajlar vererek İran savaşının sürdürülmesi ve Türkiye’ye yaptırım uygulanmaya devam edilmesi gerektiğini savundu. Beyaz Saray üzerinde baskı kurmaya çalışsa da başarılı olamadı. Türkiye’ye Kaan’ın motorlarının verilmesi onaylandı. CAATSA ve F-35’lerle ilgili süreç hızlandırıldı.
Arka arkaya yaptığı girişimlere rağmen randevu alamayan Netanyahu’nun yardımına Lindsey Graham’ın vefatı yetişti. Cenaze merasimi için Washington’a gitme ve randevu alma imkanı oluştu. Amerika’da etkili odaklar, sürekli kontrol altında olan ve belirgin bir sağlık sorunu olmayan Graham’ın vefatının doğal olmadığını düşünüyorlar.
Graham İsrail lobisinin lideri gibiydi. PYD-SDG’nin baş hamisiydi. Türkiye karşıtı olarak bilinirdi. Graham Trump’la birlikte Ankara’ya geldi ve basın toplantısında Türkiye’nin çok iyi bir müttefik olduğunu, Suriye’de büyük iş başardığını ve bu nedenle CAATSA kapsamından çıkarılması ve F-35 projesine dönmesi gerektiğini söyledi. Bu açıklamaları yaptığı seyahatten döndüğü gece aniden vefat etmesi spekülasyonlara neden oldu.
İsrail ekim ayında seçimlere gidiyor. Netanyahu son anketlere göre seçimleri kaybediyor. 50 üyeli Knesset’te (meclis) 20’ye 23 muhalefetin gerisinde. Hükümeti kurmak için 26 rakamını yakalaması gerekiyor ki bu pek mümkün gözükmüyor. Trump’la görüşmesi Netanyanu için bu açıdan da yani kendi geleceği içinde önemliydi. Seçmenlere ‘’Trump beni destekliyor. Amerika’dan en çok tavizi ben alırım’’ mesajı vermesi lazımdı. Oysa bu seyahat verilmek istenen havanın tam tersini oluşturdu. Netanyahu seçimleri kaybederse ceza evine girecek.
Vali Netanyahu’yu New York’a gelirse tutuklayabileceklerini duyurdu. Bu beyanattan birkaç gün sonra, tutuklama yetkilerinin olmadığını ama federaller tutuklarsa destek vereceklerini açıkladı. İsrail Başbakanının Amerika’da tutuklanması olacak şey değil. Bunu vali de bilir. Bu diyalogların amacı Netanyahu’yu itibarsızlaştırmak. Halkının gözünden düşürmek.
Netanyahu Beyaz Saray’a arka kapıdan, tören yapılmadan alındı. Randevu cenaze merasiminin hemen öncesine verildi ki görüşme uzamasın. Trump’ın liderlerle yaptığı görüşmelerin aksine, toplantının öncesi ve sonrasında basınla bir araya gelinmedi. Soru-cevap ritüeli tekrarlanmadı. Görüşmeye daha öncekilerin aksine İsrail’in politikalarını ve Netanyahu’yu sürekli eleştiren JD Vance’in katılması da mesaj niteliğindeydi.
Netanyahu kilisede de Trump’ın yanına oturtulmadı. Dördüncü sırada yer bulabildi. Oysa normal olan devlet başkanlarının ve başbakanlarının başkanla yan yana, aynı sırada oturtulmalarıdır. İnsanın aklına Netanyahu’nun cümle kapısında merasimle karşılandığı, Trump’ın sandalyesini çekerek oturması için tuttuğu ve kongrede defalarca alkışlarla kesilen konuşmalar yaptığı günler geliyor.
Görüşmede F-35 konusunun gündeme gelmediğini açıkladı taraflar. Zaten Trump, görüşmeden bir gün önce ‘’Kimse bana Türkiye’ye ne satıp satmayacağımı söyleyemez’’ diyerek konunun gündeme getirilmesinin önünü kesmişti. Tel Aviv’in F-35’lerin Türkiye’ye verilmesinin önüne geçemeyeceğini kabullendiği ve strateji değişikliğine giderek bundan sonra hangardaki F-35’lerin modernize edilmeden verilmesini savunacağı değerlendiriliyor.
Böylece Türk radarlarının İsrail’e ait F-35’leri görmesini yani F-35’lerin Türkiye için hayalet uçak olmaktan çıkmasını kabullenmiş olacaklar. Ama onlardaki uçaklar iki model daha üstte olduğundan hava üstünlüklerini koruyacaklar. F-35’in 800’den fazla sorunu, Türkiye’ye ait uçaklar üretildikten sonra çözüldü. Uçaklar iyileştirildi. Uçaklar bize modernize edilmeden ve modelleri yükseltilmeden verilirse çok sorun yaşarız.
‘’Kaan bize yeter. F-35’e ihtiyacımız yok’’ diyen paşalarımıza ve akademisyenlerimize İsrail’in F-35’lerle ilgili tepkisini dikkate almalarını tavsiye ederim. İsrail herhalde iyiliğimizi istemiyor. Kaldı ki Kaan’ın 2030’dan evvel filomuza katılması mümkün değil. Böyle projelerin gecikmesi olağandır. F-35 beş yıl gecikti. Kaan filomuza katıldığında bile, F-35 önemini koruyacak zira F-35’i geliştirmeye çok büyük bütçeler harcanacak. F-35’ler sayesinde Kaan’ı geliştirmemiz, modernize etmemiz daha hızlı, kolay ve ucuz olacak.
Her ne kadar Netanyahu ‘’Çok iyi bir görüşme oldu. Her konuda mutabakat sağladık’’ mealinde açıklama yapsa da gündemin diğer maddelerinde de ilerleme kaydedilmediği anlaşılıyor. Trump İran’la barış yapmak istiyor. İsrail ise Kazma dağının hemen vurulması gerektiği görüşünde. Savaşa katılmayı istiyorlar. Zira savaş Netanyahu’nun oylarını yükseltir. Tahran’ın Tel Aviv’in yaklaşımını göz önünde tutarak barışa yönelmesi, böylece Netanyahu’nun tasfiyesinin ve İsrail’in zayıflamasının önünü açması dünyanın hayrına olur.