ABD-İran arasında savaş mı, barış mı
Dünya uzun yıllardır ABD ile İran arasındaki gerilimi izliyor. Bir gün karşılıklı tehditler gündeme geliyor, ertesi gün diplomasi masası kuruluyor. Son dönemde yaşanan gelişmeler ise herkesin aklına aynı soruyu getiriyor: ABD ile İran arasında yeni bir savaş mı çıkacak, yoksa taraflar yeniden bir barış yoluna mı girecek?
Aslında bu sorunun cevabı ne tamamen savaş ne de tamamen barış olarak görünüyor. Çünkü iki ülke arasındaki ilişki yıllardır “kontrollü gerilim” şeklinde ilerliyor. Taraflar birbirlerine sert mesajlar veriyor, ekonomik yaptırımlar uyguluyor, bölgesel güç mücadelesi yürütüyor; ancak aynı zamanda diplomasi kapısını da tamamen kapatmıyor. Son aylarda yapılan görüşmeler ve arabuluculuk girişimleri bunun en açık göstergesi oldu. Özellikle Umman ve Pakistan gibi ülkelerin aracılığıyla yürütülen temaslarda nükleer program, yaptırımlar ve bölgesel güvenlik konuları masaya yatırıldı.
ABD açısından bakıldığında temel mesele İran’ın nükleer programı. Washington yönetimi, İran’ın nükleer silah geliştirmesini istemiyor ve bunu hem bölgesel hem de küresel güvenlik açısından tehdit olarak görüyor. İran ise nükleer çalışmalarının barışçıl amaçlı olduğunu savunuyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik o kadar büyük ki yapılan her açıklama yeni bir kriz başlığına dönüşebiliyor.
İran tarafında ise farklı bir bakış açısı bulunuyor. Tahran yönetimi, yıllardır uygulanan ekonomik yaptırımların ülke ekonomisini ciddi biçimde zorladığını düşünüyor. Yüksek enflasyon, işsizlik, döviz baskısı ve yaşam maliyetlerindeki artış halkın günlük hayatını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle İran yönetimi yaptırımların hafifletilmesini isterken, ABD de bunun karşılığında nükleer faaliyetlerde daha fazla şeffaflık talep ediyor. Sorunun düğümlendiği nokta da tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Peki savaş ihtimali ne kadar güçlü?
Gerçekçi bir değerlendirme yapıldığında tarafların doğrudan ve kapsamlı bir savaşa girmesinin maliyeti oldukça yüksek görünüyor. Böyle bir çatışma yalnızca ABD ve İran’ı değil, tüm Orta Doğu’yu etkileyebilir. Hürmüz Boğazı’ndaki enerji sevkiyatının aksaması durumunda petrol fiyatlarının hızla yükselmesi beklenebilir. Bu da dünyanın birçok ülkesinde enflasyonu artırabilir, ekonomik büyümeyi yavaşlatabilir ve küresel piyasalarda yeni dalgalanmalar yaratabilir. Son dönemde petrol ve altın piyasalarında yaşanan hareketlilik bile yatırımcıların bu ihtimali ne kadar yakından takip ettiğini gösteriyor.
Öte yandan bölgede yaşanan askeri hareketlilik de dikkat çekiyor. ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığını artırması, İran’ın da savunma kapasitesini güçlendirmesi gerilimin tamamen sona ermediğini ortaya koyuyor. Zaman zaman karşılıklı saldırılar, vekil güçler üzerinden yaşanan çatışmalar ve sert açıklamalar savaş ihtimalinin masada kalmasına neden oluyor.
Ancak diplomasi cephesinde de önemli gelişmeler yaşanıyor. Son görüşmelerde ateşkesin uzatılması, nükleer müzakerelerin yeniden başlaması ve bazı yaptırımların gözden geçirilmesi gibi başlıkların konuşulması, tarafların tamamen kopmak istemediğini gösteriyor. Her iki ülke de savaşın ekonomik ve siyasi maliyetlerinin farkında. Bu nedenle masada kalmak, birçok durumda çatışmadan daha avantajlı görülüyor.
Sokaktaki vatandaş açısından bakıldığında ise mesele oldukça basit. İnsanlar savaş haberleri duymak yerine ekonomik istikrar görmek istiyor. Çünkü savaş ihtimali ortaya çıktığında petrol fiyatları yükseliyor, küresel piyasalarda belirsizlik artıyor ve bunun etkisi dünyanın birçok ülkesinde hissediliyor. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler de bu gelişmelerden doğrudan etkilenebiliyor.
Sonuç olarak bugün gelinen noktada ABD ile İran arasında kesin bir barıştan söz etmek zor. Fakat büyük çaplı bir savaşın da her iki taraf için ağır sonuçlar doğuracağı açık. Bu nedenle önümüzdeki dönemde sert açıklamaların, zaman zaman yükselen askeri gerilimlerin ve aynı anda devam eden diplomatik görüşmelerin birlikte görüleceği bir süreç yaşanabilir. Kısacası ABD-İran hattında şu an için savaş ve barış arasında ince bir çizgi bulunuyor. Dünyanın gözü ise bu çizginin hangi yöne doğru hareket edeceğinde.