SON DAKİKA

194 yıl yaşayacakmışız... Eee, sonra?

Mezin Dedeyi Pazar 09 Ağustos 2026 02:00

Bilim insanları oturmuş hesaplamışlar... Meğer insanın biyolojik ömrünün üst sınırı 194 yılmış!

İlk okuduğumda bir sevindim. "Oh be" dedim, "emeklilikte dünya turu yaparız." Sonra aklıma geldi... Biz daha 65'i nasıl getireceğimizi düşünüyoruz.

Araştırmaya göre karaciğer ile deri çalışkan memur gibi. Bozulanı değiştiriyor, mesaiye devam ediyor. Beyinle kalp ise "Benden bu kadar kardeşim" modunda. Onlar hücre yenilemeyince yılların yükünü sırtlanıyor. Bir gün de "Sistemi kapatıyorum" deyip işi bırakıyorlar.

Bilim insanları diyor ki, hastalıkları tamamen ortadan kaldırsak, yaşlanmayı yensek bile bir dert bitmiyor. Hücrelerdeki minicik DNA hataları sinsice birikiyor. Yani evin her yerini temizliyorsunuz ama musluk damlatmaya devam ediyor.

Bir de teorik hesap yapmışlar. Eğer bu genetik bozulmalar hiç olmasaymış, insan tam 1.759 yıl yaşayabilirmiş!

Düşünsenize... 1.759 yaşındasınız. Torununuzun torununun torunu gelip "Dede, Wi-Fi şifresi neydi?" diye soruyor. Siz de "Evladım, ben internetin çevirmeli bağlantıyla çalıştığı günleri gördüm..." diye anlatıyorsunuz.

Ama gerçekler acı. O DNA hataları yüzünden hesap kitap 156 yıla düşüyor. En iyimser senaryoda bile tavan 194 yıl.

Yani mesele sadece uzun yaşamak değil. O yaşa kadar aynı kişiyi, aynı komşuyu, aynı apartman toplantısını çekebilmek de ayrı bir bilim dalı.

Velhasıl, bilim bize 194 yılın kapısını aralamış olabilir. Ama önce şu sabah alarmına uyanmayı, trafiği atlatmayı ve ay sonunu getirmeyi başaralım. Gerisi zaten bilim insanlarının işi…

Sessiz gelen büyük buluş

Türkiye'de çoğu zaman kötü haberlere kulak kesiliyoruz. Oysa bazen öyle başarı hikâyeleri var ki, sadece bilim dünyasının değil, hepimizin gurur duyması gerekiyor.

Türk bilim insanı Uğur Türkan, tıp alanında çığır açabilecek bir implant teknolojisi geliştirdi. İnsan vücuduna yerleştirildikten sonra ömür boyu kullanılabilecek şekilde tasarlanan bu yenilikçi implantın en dikkat çekici özelliği, enfeksiyon ve bakteri oluşumu riskini önemli ölçüde azaltmayı hedeflemesi.

Bu gelişme yalnızca tıbbi bir yenilik değil. Ortopedi, travmatoloji ve protez cerrahisi gibi alanlarda milyonlarca hastanın yaşamını doğrudan etkileyebilecek bir umut. Eğer klinik süreçlerde beklenen başarı sağlanırsa, enfeksiyon nedeniyle tekrar ameliyat olma ihtiyacı azalacak, hastaların yaşam kalitesi artacak ve sağlık sistemlerinin üzerindeki yük de hafifleyecek.

Dikkat çeken bir başka gerçek ise şu: Bu çalışma uluslararası bilim çevrelerinde ve yabancı basında ilgi görürken, kendi ülkesinde hak ettiği yankıyı bulamadı. Bilim insanlarımızın başarılarını ancak yabancılar takdir ettiğinde fark etmek gibi bir alışkanlığımız olmamalı.

Bir ülkenin geleceği yalnızca ekonomik yatırımlarla değil, bilgiye, bilime ve araştırmaya verdiği değerle şekillenir. Yerli bilim insanlarının başarılarını görünür kılmak, onları desteklemek ve genç kuşaklara rol model olarak sunmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Çünkü bilim sessiz ilerler; ama insanlığa bıraktığı iz, en gür alkıştan çok daha kalıcıdır.

Kedim var diye Nobel beklemiyorum!

Her şeyi bilenler!!!  "Kedi sevenler mi daha zeki, köpek sevenler mi?" diye araştırmışlar.

Sonuç mu? Bazı araştırmalara göre kedi sahipleri bilişsel testlerde biraz daha yüksek puan alabiliyormuş. Bunu duyan kediler, muhtemelen koltuğun tepesine çıkıp "Ben zaten biliyordum" bakışını atmıştır.

Ama durun! Hemen gidip bir kedi sahiplenip IQ'nuzu yükseltmeye çalışmayın. Uzmanlar açık açık söylüyor: Kedi beslemek zekâyı artırmıyor. Yoksa üniversite sınavına hazırlanan herkesin evinde en az üç tekir olurdu!

Araştırmacılar, yoğun çalışan, bağımsız yaşamayı seven ve "Ben işteyken kimse bana trip atmasın" diyen insanların kedileri biraz daha fazla tercih ettiğini düşünüyor. Çünkü kedi de tam bu kafada: "Mama koy, kumumu temizle... Gerisine karışma."

Köpek ise bambaşka bir karakter. "Hadi dışarı çıkalım! Hadi oyun oynayalım! Hadi bir daha çıkalım!" diye enerjisi hiç bitmiyor. Yani mesele zekâ değil, biraz da yaşam tarzı.

Kısacası... Kedi sevenler de akıllı olabilir, köpek sevenler de. Hatta hiçbir hayvan beslemeyen ama mahallenin bütün kedilerini isim isim tanıyanlar da var.

Son söz: Evcil hayvan seçimi IQ testi değil, gönül meselesidir. Ama kediniz size zaman zaman "Bu evde en zeki kim, hepimiz biliyoruz" bakışı atıyorsa... Ona bu küçük mutluluğu çok görmeyin.

Sağlıkla kalın, haftaya pazar görüşmek üzere…