Tarladan sofraya uzanan fiyat çıkmazı
Son yıllarda vatandaşın mutfağını en çok zorlayan sorunların başında gıda fiyatları geliyor.
Market raflarına her gidişte etiketlerin değiştiğini gören tüketici haklı olarak şu soruyu soruyor: "Tarlada 5 lira olan ürün nasıl oluyor da sofraya gelene kadar 30 liraya çıkıyor?"
Bu sorunun cevabı aslında yıllardır biliniyor. Sorun üreticide değil; sorun üretici ile tüketici arasındaki uzun, maliyetli ve çoğu zaman denetimden uzak tedarik zincirinde yatıyor.
Türkiye'de sebze ve meyve ticareti uzun yıllardır çok sayıda aracı, yüksek lojistik maliyetleri, yetersiz depolama imkânları ve kayıt dışılığın gölgesinde yürütülüyor. Üretici ürününü çoğu zaman maliyetinin biraz üzerinde satarken, tüketici aynı ürünü katlanmış fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor. Aradaki fark ise ne çiftçiye ne de tüketiciye yarıyor.
Tek çözüm Hal Yasası
İşte tam da bu noktada yeni Hal Yasası kritik önem taşıyor. Aslında mesele yalnızca bir yasa değişikliği değil. Bu düzenleme, Türkiye'nin tarımsal üretim ve dağıtım sistemini yeniden yapılandırma girişimi olarak görülmeli. Çünkü gıda enflasyonu sadece para politikalarıyla çözülebilecek bir sorun değil. Merkez Bankası faiz artırabilir, kredi koşulları sıkılaştırılabilir; ancak domatesin, patatesin ya da soğanın fiyatını belirleyen temel unsur üretim ve dağıtım zinciridir.
Yeni düzenlemeyle öngörülen dijital takip sistemi, ürünün tarladan market rafına kadar hangi aşamalardan geçtiğinin görülmesini sağlayacak. Böylece hem kayıt dışılık azalacak hem de spekülatif fiyat artışlarının önüne geçilebilecek. Üretici kooperatiflerinin güçlendirilmesi ise çiftçinin pazarlık gücünü artırarak gelir dağılımını daha adil hale getirebilir.
Soğuk zincir yatırımı önemli
Bir diğer önemli başlık da soğuk zincir yatırımları. Türkiye'de hasat sonrası kayıpların bazı ürünlerde yüzde 25-30 seviyelerine ulaştığı biliniyor. Üretilen her dört üründen birinin tüketiciye ulaşamadan kaybedildiği bir sistemde fiyatların yükselmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle lojistik altyapısının güçlendirilmesi en az üretim kadar önem taşıyor.
Elbette Hal Yasası tek başına mucize yaratmayacak. Tarımsal planlama, girdi maliyetlerinin düşürülmesi, sulama yatırımları, kooperatifçiliğin geliştirilmesi ve etkin denetim mekanizmalarıyla desteklenmediği sürece beklenen sonuçlar sınırlı kalabilir.
Ancak şu da bir gerçek ki, mevcut sistem sürdürülebilir değil. Üretici kazanamıyor, tüketici alamıyor. Bu denklem değişmediği sürece gıda enflasyonu Türkiye ekonomisinin kronik sorunlarından biri olmaya devam edecek.
Stratejik reform
Dolayısıyla yeni Hal Yasası, sadece fiyat farklarını azaltacak bir düzenleme değil; aynı zamanda üreticiyi tarlada tutacak, tüketicinin alım gücünü koruyacak ve gıda arz güvenliğini güçlendirecek stratejik bir reform niteliği taşıyor.
Artık soru "Hal Yasası çıkmalı mı?" değil; "Nasıl daha etkin uygulanmalı?" sorusudur. Çünkü Türkiye'nin kaybedecek zamanı yok.