SON DAKİKA

Yaz tatilinde çocukları rahat bırakın!

Esra Tanrıverdi Pazartesi 13 Temmuz 2026 02:00

Sevgili okurlarım, Yaz tatili başladı ama görünen o ki bazı çocuklar değil, ebeveynler okula devam ediyor.

Daha karnenin mürekkebi kurumadan;

“Matematik kampına yazdırdık.”

 “İngilizceyi aksatmayalım.”

 “Kodlama eğitimi de olsun.”

 “Bir de yüzme, piyano, satranç…”

Takvim dolu…

Çocuk yorgun…

Ebeveyn mutlu.

Sanki çocuk büyümüyor da bir proje yönetiliyor.

Sanki çocuk değil, sürekli değer kazanması gereken bir yatırım fonu.

Bugün birçok anne baba iyi niyetle hareket ediyor. Çocuğunun geri kalmasını istemiyor. Elinden geleni yapıyor. Fakat bazen iyi niyet, fark edilmeden büyük bir baskıya dönüşebiliyor.

Çocukların her dakikasını doldurmayı “iyi ebeveynlik” sanıyoruz. Oysa iyi ebeveynlik, her boşluğu etkinlikle doldurmak değil; çocuğun gelişimi için boşluk bırakabilmektir. Çünkü çocuk zihni de kaslar gibidir.

Nasıl ki kaslar antrenmandan sonra dinlenerek güçleniyorsa, çocukların zihni de öğrendiklerini dinlenirken işler.

Ünlü psikanalist ve çocuk doktoru Donald Winnicott şöyle der:

“Oyun oynayan çocuk, gerçek benliğini keşfeder.”

Çocuk için oyun sadece eğlence değil.

Oyun; problem çözmek.

Hayal kurmak.

Duyguları düzenlemek.

Sosyalleşmek.

Kendini tanımaktır.

Bu yüzden oyun, çocuğun en ciddi işidir.

Bir örnek düşünün…

İki çocuk hayal edin.

Birincisi sabah İngilizce kursuna gidiyor.

Öğleden sonra matematik kampına.

Akşam yüzme dersine.

Eve geliyor.

Biraz test çözüyor.

Sonra uyuyor.

İkinci çocuk ise sabah arkadaşlarıyla bisiklete biniyor.

Ağaçlara tırmanıyor.

Mahallede saklambaç oynuyor.

Canı sıkılıyor.

Yeni oyunlar uyduruyor.

Akşam eve çamur içinde geliyor.

Hangisinin daha mutlu olduğu sorusunun cevabı aslında oldukça açık.

Ve yıllar sonra hangisinin çocukluğunu daha çok hatırlayacağını da tahmin etmek zor değil.

Çocukların canı sıkılsın…

Evet…

Yanlış okumadınız.

Canı sıkılan çocuk aslında düşünmeye başlar.

Düşünen çocuk üretmeye başlar.

Üreten çocuk kendini keşfeder.

Bugün birçok bilim insanı ve eğitimci, yaratıcılığın sürekli uyarılan zihinlerde değil, zaman zaman sıkılabilen zihinlerde geliştiğini vurguluyor.

Biz ise çocuğun canı sıkılmasın diye eline tablet veriyoruz.

Kursa gönderiyoruz.

Yeni etkinlik buluyoruz.

Oysa can sıkıntısı bazen zihnin en verimli toprağıdır.

Bugün çocuklar neden bu kadar kaygılı?

Bilgi eksikliğinden değil…

Nefes alamamaktan…

Sürekli performans göstermek zorunda kalmaktan…

Her zaman “daha başarılı olmalıyım” baskısından…

Hata yapmaya izin verilmemesinden…

Ve çocuk olmaya fırsat bulamamaktan…

Sonra da şaşırıyoruz:

“Neden bu kadar kaygılı?”

“Neden hiçbir şeyden keyif almıyor?”

“Neden sürekli yorgun?”

Çünkü çocukluğu program yaptık.

Çocukluk geri gelmiyor

Filozof Jean-Jacques Rousseau yıllar önce şu sözü söylemişti:

“Doğa çocukların çocuk olmasını ister; onları erkenden yetişkin yapmaya kalkarsanız, olgunlaşmadan yaşlanırlar.”

Ne kadar çarpıcı…

Bugün çocukların takvimleri dolu.

Ama anıları boş.

Sertifikaları çoğalıyor.

Ama çamura basacak zamanları kalmıyor.

Puanları yükseliyor.

Ama kahkahaları azalıyor.

Unutmayın…

Çocukluk, CV hazırlama dönemi değildir.

Yaz tatili de ikinci dönem değildir.

Bazen en iyi gelişim, hiçbir kursa gitmeden gerçekleşir.

Bir çocuk;

En çok oyun oynarken öğrenir.

En çok doğada güçlenir.

En çok arkadaşlarıyla tartışıp barışırken sosyal beceri kazanır.

En çok özgür bırakıldığında kendini tanır.

Ve bazen en önemli öğrenmeler, hiçbir yetişkinin planlamadığı anlarda gerçekleşir.

Bu yaz çocuğunuza biraz boş zaman hediye edin.

Saatlerce bisiklete binsin…

Toprağa dokunsun…

Gökyüzünü izlesin…

Dedesiyle sohbet etsin…

Canı sıkılsın…

Hayal kursun…

Çünkü bunların hiçbiri zaman kaybı değil.

Merak etmeyin…

Üç ay boyunca test çözmezse geleceği mahvolmaz.

Ama çocukluğunu yaşayamazsa…

İşte onun telafisi gerçekten yok.