Salgınlar mı artıyor, korku mu yönetiliyor?
Dünya birkaç yıldır sürekli yeni bir sağlık alarmıyla karşı karşıya. Önce Covid-19… Ardından maymun çiçeği… Şimdi yeniden gündeme taşınan Hanta virüsü ve Ebola haberleri…
Her yeni başlık, toplumlarda aynı soruyu büyütüyor: Gerçekten yeni bir pandemi sürecine mi giriyoruz, yoksa dünya artık korku üzerinden mi yönetiliyor?
Bugün insanlar yalnızca hastalıklardan değil, belirsizlikten yorulmuş durumda. Çünkü artık salgın haberleri sadece sağlık başlığı olarak kalmıyor; ekonomi, siyaset, teknoloji ve hatta günlük yaşam biçimleri üzerinde doğrudan etkiler oluşturuyor. Bir virüs haberi çıktığında piyasalar sarsılıyor, ülkeler sınır politikalarını değiştiriyor, dijital takip sistemleri konuşuluyor ve toplum psikolojisi yeniden baskı altına giriyor.
World Health Organization yani Dünya Sağlık Örgütü ise tüm bu süreçlerin merkezindeki en güçlü yapılardan biri olarak dikkat çekiyor. Resmî açıklamalara göre amaç; küresel sağlık güvenliğini sağlamak, salgınlara karşı ülkeleri hazırlamak ve olası tehditleri erken tespit etmek. Ancak son yıllarda bu kurumun kararları ve küresel etkisi üzerine ciddi tartışmalar da büyüyor.
Eleştirilerin temelinde şu soru yatıyor: Dünya Sağlık Örgütü gerçekten yalnızca sağlık için mi çalışıyor, yoksa küresel ölçekte daha merkezi bir sistemin altyapısı mı kuruluyor?
Tek merkezden yönetilen dünya düzeni
Özellikle pandemi döneminde ortaya çıkan dijital sağlık pasaportları, zorunlu uygulama tartışmaları, küresel sağlık anlaşmaları ve uluslararası koordinasyon çağrıları bazı çevrelerde “tek merkezden yönetilen dünya düzeni” endişesini artırdı. Çünkü sağlık artık yalnızca tıbbi bir mesele değil; ekonomik kontrol, seyahat özgürlüğü, veri yönetimi ve toplumsal yönlendirme aracı olarak da görülmeye başlandı.
Hanta virüsü ve Ebola gibi ölüm oranı yüksek hastalıkların yeniden gündeme taşınması da bu nedenle sıradan bir haber gibi algılanmıyor. İnsanlar artık doğal olarak şunu sorguluyor: Bu virüsler gerçekten küresel tehdit boyutunda mı, yoksa medya ve uluslararası kurumlar tarafından korku iklimi mi oluşturuluyor?
Nitekim son dönemde ABD’nin, South Sudan, Uganda ve Democratic Republic of the Congo gibi bazı Afrika ülkelerinden gelen yolculara yönelik seyahat kısıtlamaları ve denetimleri artırması da küresel sağlık endişelerinin büyüdüğünü gösteriyor. Türkiye açısından bakıldığında ise özellikle İstanbul Airport kritik bir noktada bulunuyor. Dünyanın en büyük transfer merkezlerinden biri hâline gelen İstanbul Havalimanı’nda yalnızca Ebola değil, Afrika kıtasında görülen farklı virüslere karşı da çok daha kapsamlı sağlık tarama ve test merkezlerinin kurulması artık bir tercih değil, ciddi bir ihtiyaç hâline gelmiş durumda. Çünkü küresel ulaşım çağında sağlık güvenliği artık sınır kapılarında başlıyor.
Elbette gerçek bir salgın riskini tamamen inkâr etmek de doğru olmaz. Dünya nüfusu arttıkça, iklim değiştikçe, vahşi yaşam alanları daraldıkça ve küresel ulaşım hızlandıkça yeni virüslerin ortaya çıkma ihtimali bilimsel olarak zaten yükseliyor. Ancak burada asıl mesele, risk ile korku arasındaki çizginin giderek bulanıklaşmasıdır.
Çünkü korku, modern çağın en güçlü yönetim araçlarından biridir. Korkan toplum daha kolay yönlendirilir. Daha fazla denetimi kabul eder. Daha fazla merkezi otoriteye ihtiyaç duyar. Ve özgürlüklerinden “geçici güvenlik” adına daha kolay vazgeçebilir.
Belki de bugün asıl dikkat edilmesi gereken şey virüslerin kendisinden çok, krizlerin nasıl yönetildiğidir.
Dünya yeni bir pandemiye mi hazırlanıyor, yoksa yeni bir küresel düzenin psikolojik zemini mi oluşturuluyor?
İşte asıl tartışma burada başlıyor.